HIZLI İLERLEYEN GLOMERULONEFRİT İLAÇ TEDAVİSİNDE KULLANILMAK ÜZERE GELİŞTİRİLEN BİR KOMPOZİSYON
HIZLI İLERLEYEN GLOMERULONEFRİT İLAÇ TEDAVİSİNDE KULLANILMAK ÜZERE GELİŞTİRİLEN BİR KOMPOZİSYON
Buluş; Hızlı ilerleyen glomerülonefrit ( RPGN ) ilaç tedavisi için geliştirilmiş kompozisyon ile ilgilidir. Tedavide kullanılacak ilacın içerisinde bulunan ürünlerin oranları; Fenpiprane (1) 1x1 ve Oxaceprol (2) 1x1 dozunda ar-ge çalışmaları sonucu ortaya çıkmış ürün ile ilgilidir.
Hızlı ilerleyen glomerülonefrit (RPGN), haftalar ila aylar içinde hızla kötüleşen böbrek fonksiyonu kaybı, şiddetli proteinüri, hematüri ve histolojik olarak kresent oluşumu ile karakterize, acil tedavi gerektiren ağır bir nefrit sendromudur. Klinik olarak akut nefritik sendrom tablosunda seyreden RPGN, patogenezinde immün aracılı inflamasyon, komplement aktivasyonu, oksidatif stres ve fibrotik yeniden yapılanma süreçlerinin iç içe geçtiği, çok eksenli bir hastalıktır.
Etiyolojik olarak üç ana alt tipe ayrılır:
- Anti-GBM hastalığı (Tip I): Glomerüler bazal membranın α3(IV) kolajen zincirine karşı gelişen otoantikorlar ile karakterizedir.
- İmmün kompleks ilişkili RPGN (Tip II): Lupus nefriti, IgA nefropatisi ve postinfeksiyöz GN gibi immün kompleks birikimiyle seyreden durumları içerir.
- ANCA ilişkili vaskülitler (Tip III): MPO veya PR3 antikorlarının neden olduğu nötrofil aktivasyonu ve endotel hasarı temel mekanizmadır.
Bu alt tiplerin tümünde ortak olarak; komplement sisteminin (C3a, C5a, C5b-9) aşırı aktivasyonu, NF-κB ve MAPK gibi proinflamatuar sinyal yollarının uyarılması, nötrofil ve makrofaj infiltrasyonu, reaktif oksijen türleri (ROS) aracılı endotel hasarı ve TGF-β1/Smad aracılı fibrozis süreci gözlenmektedir.
Geleneksel tedavi yaklaşımı, yüksek doz kortikosteroidler, siklofosfamid, plazmaferez ve komplement inhibitörleri gibi immünsüpresif ve hedefe yönelik ajanlara dayanmaktadır. Ancak bu tedaviler çoğu zaman yalnızca inflamatuar ekseni baskılamakta; oksidatif stres, fibrozis ve epigenetik inflamatuar hafıza gibi sekonder süreçleri yeterince kontrol edememektedir.
Bu nedenle günümüzde ağ-temelli, pleiotropik ve fazlı tedavi yaklaşımları önem kazanmaktadır. Yeni araştırmalar, inflamasyonun yanı sıra oksidatif stres, komplement aktivasyonu ve fibrogeneze eşzamanlı müdahale eden kombinasyonların, glomerüler bütünlüğün korunması ve fonksiyonel stabilitenin sağlanması açısından umut verici olduğunu göstermektedir.
Bu derlemede, RPGN’nin moleküler patogenezine dayalı olarak geliştirilen Fenpiprane + Oxaceprol kombinasyonunun teorik temelleri, sinyal yolakları üzerindeki etkileri ve olası klinik kazanımları analiz edilmiştir. Amaç, hastalığın çoklu patolojik halkalarını hedefleyen, biyobelirteç odaklı ve rejeneratif dengeyi destekleyen yeni bir tedavi modelinin bilimsel altyapısını sunmaktır.
Rapidly Progresif Glomerulonefritde kullanılacak ilaçlar:
- İ – Fenpiprane: 1x1 (İğne formu olmalı) (i: iyi etkili)
- İ – Oxaceprol: 1x1 (İğne formu olmalı ) (i: iyi etkili)
Rapidly Progresif Glomerulonefrit tedavi protokolü:
- Rapidly Progresif Glomerulonefrit tedavisinde kullanılan ilaçlar gün aşırı değiştirilerek veya 7 günde bir dönüşümlü değiştirilerek kullanılacak
- İlaç tedavi süresi 1 – 1,5 ay
- Doktor Teker VitalPekmez tedavide ilaçlar ile birlikte kullanılmalı
- Başarı beklentisi % 90
- Tansiyon ilaçları ile beraber kullanılabilir
- Hastalık tekrarlarsa tedavi aynen tekrar kullanılabilir,
Rapidly Progresif Glomerulonefrit medikal tedaviye destek tedavi özellikleri
- Ozon tedavi geçersiz
- Manuel terapi geçersiz
- Akupunktur geçersiz
- Mikrosirkülasyon desteği olabilir
- Bitkisel karışım tedavisi yok
Bilimsel Teorik Analiz: RPGN’de Fenpiprane + Oxaceprol Fazlı ve Dönüşümlü Tedavi Modeli
1. Patofizyolojik Temel: RPGN’de Çoklu Patolojik Halkalar
Hızlı ilerleyen glomerülonefrit (RPGN), immün aracılı glomerüler hasarın kısa süre içinde hızla ilerlediği ve karakteristik olarak kresent formasyonu ile seyreden ciddi bir klinik tablodur. Hastalık, farklı etiyolojik alt tipler (ANCA ilişkili, anti-GBM, immün kompleks aracılı) taşısa da, ortak bir dizi patolojik mekanizmayı paylaşır.
Bu mekanizmaların başında immün aktivasyon gelir. ANCA, anti-GBM antikorları veya immün kompleksler aracılığıyla aktive olan nötrofiller ve makrofajlar, glomerüler endotel ve mezangial hücrelerde güçlü bir inflamatuar yanıt oluşturur. Bu süreçte proinflamatuar sitokinlerin (IL-1β, IL-6, TNF-α) ve kemokinlerin artışı, inflamatuvar hücre infiltrasyonunu hızlandırır.
Bir diğer kritik mekanizma komplement sisteminin aktivasyonudur. Özellikle C3a, C5a ve membran atak kompleksi (C5b-9), glomerüler endotel hücrelerinde doğrudan doku hasarına yol açar. C5a aynı zamanda güçlü bir kemotaktik faktör olarak nötrofil göçünü artırır, inflamatuvar döngüyü daha da şiddetlendirir.
Oksidatif stres, RPGN’nin ilerleyici doğasında önemli bir rol oynar. NADPH oksidaz kompleksinin aşırı aktivasyonu sonucu üretilen reaktif oksijen türleri (ROS), lipid peroksidasyonu, DNA hasarı ve hücresel nekroza neden olur. Bu oksidatif yük, inflamatuar yanıtla birleştiğinde glomerüler yapıların hızla bozulmasına katkı sağlar.
Hasarın kronikleşmesiyle birlikte fibrozis süreci devreye girer. TGF-β1/Smad sinyal yolunun aktivasyonu, fibroblast proliferasyonunu ve ekstrasellüler matriks (ECM) birikimini artırarak glomerüloskleroz ve interstisyel fibrozis gelişimine yol açar.
Ayrıca epitel-mezenkimal geçiş (EMT) ve hipoksi de hastalığın progresyonunda etkilidir. Peritübüler kapiller kaybı sonucu gelişen doku hipoksisi, HIF-1α aktivasyonunu artırır ve bu durum fibrotik gen ekspresyonunu tetikleyerek skar dokusu oluşumunu hızlandırır.
Sonuç olarak RPGN, immün aktivasyon, komplement aracılı hasar, oksidatif stres, fibrogenez ve hipoksi gibi birbirini besleyen çoklu patolojik halkalardan oluşan karmaşık bir ağ tarafından yönlendirilir. Bu nedenle, yalnızca tek bir hedefe yönelik klasik tedavi yaklaşımları genellikle yetersiz kalmakta; bunun yerine, pleiotropik, çok eksenli ve fazlı tedavi stratejileri gerekmektedir. Bu stratejiler, hem akut inflamatuar yükü baskılamayı hem de kronik fibrotik yeniden yapılanmayı kontrol altına almayı hedeflemelidir.
2. İlaçların Mekanistik Rasyoneli
2.1 Fenpiprane (1×1 – İğne)
Fenpiprane, M1 ve M3 muskarinik reseptörlerine selektif antagonistik etki gösteren bir ajandır. Bu özellikleri sayesinde özellikle inflamatuar süreçlerde aktif rol oynayan kolinerjik sinyal yollarını baskılayarak immün yanıtın aşırı aktivasyonunu sınırlar. RPGN patogenezinde önemli yer tutan kolinerjik inflamatuar aksın inhibisyonu, NF-κB ve MAPK gibi proinflamatuar transkripsiyon faktörlerinin aktivasyonunu azaltır. Bu mekanizma, IL-6, TNF-α ve IL-1β gibi proinflamatuar sitokinlerin üretiminin belirgin şekilde düşürülmesini sağlar [1].
Fenpiprane ayrıca komplement sisteminin aşırı aktivasyonuna bağlı olarak gelişen C5a aracılı nötrofil göçünü ve NETosis sürecini baskılayarak inflamatuar hücrelerin glomerüler alana göçünü sınırlar. Bu sayede nötrofil kaynaklı reaktif oksijen türleri (ROS) ve proteaz salınımı azalır, endotel hücreleri üzerindeki oksidatif ve mekanik stres hafifler.
İlaca bağlı endotel stabilizasyonu, glomerüler kapiller bütünlüğün korunmasına katkı sağlar ve mikrohemodinamik dengeyi destekler. Bu etki, hem perfüzyonun sürekliliğini hem de oksijenlenmenin korunmasını mümkün kılar.
Sonuç olarak Fenpiprane, RPGN’nin temel patolojik bileşenleri olan inflamasyon, oksidatif stres ve komplement aracılı doku hasarını çok eksenli bir şekilde baskılar. Bu sayede endotel bariyeri korunur, akut kresent formasyonu sınırlanır ve glomerüler yapısal bütünlüğün sürdürülmesine katkı sağlanır.
2.2 Oxaceprol (1×1 – İğne)
Oxaceprol, L-hidroksiprolin türevi bir molekül olup güçlü anti-inflamatuar, antioksidan ve antifibrotik özellikler gösterir. RPGN patogenezinde rol oynayan inflamasyon, oksidatif stres ve fibrozis süreçlerini eşzamanlı olarak hedef alır.
İlacın en önemli etkilerinden biri, ICAM-1 ekspresyonunu azaltmasıdır. Bu mekanizma sayesinde lökositlerin endotel hücrelerine yapışması ve inflamatuar infiltrasyon süreci sınırlandırılır. Böylece, glomerüler endotel üzerinde oluşan immün hücre birikimi ve buna bağlı doku hasarı azalır.
Oxaceprol ayrıca NF-κB aktivasyonunu ve NADPH oksidaz enzim kompleksinin aktivitesini baskılayarak reaktif oksijen türlerinin (ROS) üretimini düşürür. Bu sayede oksidatif yük azalır, lipid peroksidasyonu ve hücresel stres hafifler. Bu etki, RPGN’de inflamatuar yanıtın şiddetini azaltarak kresent formasyonunun ilerlemesini sınırlandırır.
Antifibrotik düzeyde ise Oxaceprol, TGF-β1/Smad2/3 sinyal yolunu inhibe ederek fibroblast aktivasyonunu ve ekstrasellüler matriks (ECM) birikimini engeller. Bu durum, glomerüler bazal membran kalınlaşmasını ve fibrotik yeniden yapılanmayı sınırlandırarak böbrek fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlar.
Buna ek olarak, Oxaceprol endotel geçirgenliğini düzenleyerek glomerüler filtrasyon bariyerinin bütünlüğünü destekler. Bu etki, proteinürinin azalmasına ve filtrasyon fonksiyonunun daha stabil seyretmesine yardımcı olur [2,3].
Sonuç olarak, Oxaceprol RPGN’nin ana patolojik eksenleri olan oksidatif stres, inflamasyon ve fibrozis üzerinde güçlü baskılayıcı etkilere sahiptir. Bu mekanizmalar sayesinde fonksiyonel stabilite korunur, glomerüler hasarın ilerleyişi yavaşlatılır ve rejeneratif süreçlerin başlaması için uygun biyolojik zemin oluşturulur.
3. Fazlı ve Dönüşümlü Kullanımın Bilimsel Mantığı
3.1 Gün Aşırı / Haftalık Rotasyonun Amacı
Rapidly Progresif Glomerülonefrit (RPGN) tedavisinde Fenpiprane ve Oxaceprol’ün gün aşırı veya haftalık dönüşümlü olarak uygulanması, biyolojik sistemlerin dinamik adaptasyon kapasitesine uyum sağlayan bir strateji sunar. Bu yaklaşımın temel amacı, hedeflenen sinyal yollarında etkinliği artırırken tolerans gelişimini ve reseptör desensitizasyonunu önlemektir.
Sürekli aynı ajanın uygulanması durumunda, M3 muskarinik reseptörleri ya da NF-κB/Nrf2 ekseninde aşırı stimülasyon sonucu tachyphylaxis (hızlı tolerans) ve sinyal yorgunluğu ortaya çıkabilir. Rotasyon prensibi sayesinde her ajan, hedeflediği yolakta etkisini gösterdikten sonra kısa süreli bir “dinlenme penceresi” elde eder. Bu biyolojik toparlanma süresi, örneğin Fenpiprane’in NF-κB üzerindeki baskısından sonra Nrf2 aracılı antioksidan gen aktivasyonunun yeniden devreye girmesine olanak tanır. Böylece sinyal sistemleri arasında fazlı bir denge ve süreklilik sağlanır.
Ayrıca, bu tedavi modeli çapraz sinyal dengesini korur. Fenpiprane, özellikle inflamatuar ekseni baskılayarak NF-κB, MAPK ve sitokin üretimini sınırlandırırken; Oxaceprol oksidatif stres ve fibrotik yeniden yapılanma üzerinde etkilidir. Bu fazlı geçiş, inflamatuar ve antioksidan sinyaller arasında ağ düzeyinde homeostatik bir denge kurulmasına yardımcı olur.
Rotasyon aynı zamanda mikrohemodinamik stabiliteyi destekler. Fenpiprane, kolinerjik tonusu azaltarak aşırı vazodilatasyonu engellerken, Oxaceprol endotel bariyerini güçlendirir ve vasküler geçirgenliği düzenler. Bu karşılıklı tamamlayıcı etkiler, renal mikrosirkülasyonun sürekliliğini sağlar, perfüzyon basıncında dalgalanmaları önler ve glomerüler fonksiyonların korunmasına katkıda bulunur.
Sonuç olarak, gün aşırı veya haftalık rotasyon; reseptör duyarlılığını koruyan, biyolojik toparlanmayı destekleyen, sinyal ağları arasında denge kuran ve mikrohemodinamik istikrarı sağlayan dinamik bir tedavi yaklaşımıdır. Bu fazlı strateji, RPGN’nin çok eksenli patofizyolojisine biyolojik uyumlu ve sürdürülebilir bir yanıt oluşturmayı hedefler.
3.2 “Fazlı Uyar–Dinlendir” Yaklaşımı
Rapidly Progresif Glomerülonefrit (RPGN) tedavisinde uygulanan “fazlı uyar–dinlendir” yaklaşımı, biyolojik sistemlerin dinamik adaptasyon mekanizmalarına dayanan bir stratejidir. Bu yaklaşım, tedavi sürecini belirli fazlara ayırarak her dönemde farklı patolojik eksenleri hedeflemeyi ve sistemin toparlanma kapasitesini korumayı amaçlar.
Tedavinin ilk 3–4 haftalık döneminde, öncelikli hedef inflamasyon ve oksidatif stresin baskılanmasıdır. Bu dönemde Fenpiprane’in kolinerjik inflamasyonu sınırlayıcı, NF-κB ve MAPK aktivasyonunu azaltıcı etkileri ile Oxaceprol’ün NF-κB ve NADPH oksidaz üzerinden oksidatif yükü düşürücü mekanizmaları devrededir. Bu sayede akut inflamatuar yanıt kontrol altına alınır, reaktif oksijen türleri (ROS) azalır ve immün kaynaklı doku hasarının ilerlemesi durdurulur. Bu faz, hastalığın hızla ilerleyen akut progresyonunu yavaşlatmayı ve glomerüler yapısal bütünlüğü korumayı amaçlar.
Sonraki 2–4 haftalık dönemde, tedavinin odak noktası fibrogenez kontrolü ve rejeneratif mikroçevrenin oluşturulmasıdır. Bu evrede Oxaceprol’ün TGF-β1/Smad2/3 yolaklarını baskılayan ve ekstrasellüler matriks (ECM) birikimini sınırlayan etkileri ön plana çıkar. Aynı zamanda Fenpiprane’in hemodinamik dengeyi destekleyici rolü, rejeneratif süreçlerin sağlıklı şekilde ilerlemesine katkı sağlar. Bu faz, fibrotik yeniden yapılanmayı durdurmayı, hücresel onarım mekanizmalarının devreye girmesini ve mikrosirkülasyonun sürekliliğini hedefler.
Bu fazlı tedavi modeli, yalnızca patolojik süreçleri baskılamakla kalmaz; aynı zamanda biyolojik adaptasyonu da destekler. Süreç boyunca mitokondriyal biyogenez artar, hücre içi enerji metabolizması dengelenir ve antioksidan savunma sistemleri (HO-1, SOD, GSH-Px gibi genler) sürdürülebilir biçimde aktive olur. Bu durum, hücrelerin oksidatif stres karşısında dayanıklılığını artırır ve tedavi etkilerinin kalıcı hale gelmesine katkı sağlar.
Sonuç olarak, “fazlı uyar–dinlendir” yaklaşımı, RPGN’nin akut progresyonunu durdurmak, fibrotik süreci sınırlandırmak ve uzun vadeli rejeneratif bir denge oluşturmak için biyolojik ritme uygun, çok eksenli bir tedavi çerçevesi sunar.
4. Teorik Kazanımlar
Bu tedavi modelinin uygulanmasıyla Rapidly Progresif Glomerülonefrit (RPGN) hastalarında bir dizi biyokimyasal, hücresel ve fonksiyonel düzeyde olumlu sonuç elde edilmesi teorik olarak beklenmektedir.
Öncelikle, inflamatuar yükte belirgin bir azalma hedeflenmektedir. Fenpiprane’in kolinerjik inflamasyonu baskılayan ve NF-κB/MAPK aktivasyonunu sınırlayan etkileri ile Oxaceprol’ün proinflamatuar sitokin üretimini azaltıcı mekanizmaları sonucunda IL-6, TNF-α ve CRP gibi sistemik inflamasyon belirteçlerinde anlamlı düşüş beklenir. Bu azalma, glomerüler mikroçevredeki immün aktivasyonun gerilemesine ve akut inflamatuar hasarın kontrol altına alınmasına katkı sağlar.
İkinci olarak, oksidatif stresin baskılanması tedavinin temel kazanımlarından biridir. Oxaceprol’ün NADPH oksidaz inhibisyonu ve Fenpiprane’in nötrofil kaynaklı reaktif oksijen türleri (ROS) üretimini azaltıcı etkileri sayesinde lipid peroksidasyon belirteçlerinden olan 8-iso-PGF₂α ve MDA düzeylerinde düşüş beklenmektedir. Bu durum, oksidatif hasarın azalması ve glomerüler hücrelerin fonksiyonel bütünlüğünün korunmasıyla sonuçlanır.
Üçüncü olarak, fibrozis kontrolü sağlanır. TGF-β1/Smad2/3 ekseninin Oxaceprol tarafından doğrudan, Fenpiprane tarafından ise dolaylı baskılanması, fibroblast aktivasyonunu ve prokolajen üretimini sınırlar. Bu süreç, ekstrasellüler matriks (ECM) birikiminin azalmasına, glomerüler skarlaşmanın yavaşlamasına ve fibrotik progresyonun frenlenmesine olanak tanır.
Son olarak, bu biyokimyasal ve hücresel kazanımların klinik yansımaları olarak fonksiyonel faydalar elde edilmesi beklenmektedir. İnflamasyon ve oksidatif stresin azalması ile glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) stabil hale gelir, proteinüri düzeyleri düşer ve kresent formasyonu yavaşlar. Bu etkiler, böbrek fonksiyonlarının korunmasına ve hastalığın ilerleyişinin durdurulmasına yönelik önemli adımlar sağlar.
Sonuç olarak, Fenpiprane ve Oxaceprol kombinasyonu, inflamatuar ve oksidatif yükü azaltarak, fibrotik süreci sınırlandırarak ve fonksiyonel stabiliteyi destekleyerek RPGN yönetiminde teorik olarak güçlü bir pleiotropik etki ağı oluşturur.
5. Riskler ve İzlem
Fenpiprane + Oxaceprol kombinasyonunun teorik faydalarına rağmen, tedavi sürecinde dikkat edilmesi gereken bazı potansiyel riskler ve izlenmesi gereken güvenlik parametreleri bulunmaktadır.
Fenpiprane, muskarinik reseptör antagonisti olarak antikolinerjik etkilere sahiptir. Bu nedenle özellikle yaşlı hastalarda veya kardiyovasküler riski yüksek bireylerde taşikardi, ağız kuruluğu, idrar retansiyonu ve göz içi basınç artışı gibi yan etkiler görülebilir. Bu etkilerin önlenmesi için doz titrasyonunun dikkatli yapılması ve klinik tabloya göre bireyselleştirilmiş bir uygulama planı oluşturulması önerilir.
Oxaceprol ise karaciğerde metabolize edilen bir ajandır. Bu nedenle uzun süreli kullanımda karaciğer enzimlerinde (AST, ALT) yükselme riski göz önünde bulundurulmalıdır. Hepatotoksisite açısından riskli hastalarda veya eşzamanlı hepatotoksik ilaç kullanan bireylerde düzenli karaciğer fonksiyon testleri ile izlem yapılmalıdır.
Kombinasyon tedavisinin etkili ve güvenli şekilde yürütülebilmesi için biyobelirteç ve fonksiyonel izlem büyük önem taşır. Tedavi süresince aşağıdaki parametrelerin düzenli takibi önerilir:
- İnflamatuar belirteçler: CRP ve IL-6 düzeyleri, inflamatuar yükün azalma eğilimini göstermek için her ay ölçülmelidir.
- Fibrozis ve oksidatif stres göstergeleri: TGF-β1 ve 8-iso-PGF₂α düzeyleri, tedavi yanıtının biyokimyasal yansımasını değerlendirmede yol gösterici olur.
- Böbrek fonksiyonu: eGFR, serum kreatinin ve idrarda albümin/kreatinin oranı (UACR) düzenli aralıklarla izlenmeli, glomerüler fonksiyon stabilitesi değerlendirilmeli.
- Güvenlik parametreleri: AST/ALT başta olmak üzere karaciğer fonksiyon testleri, elektrolit düzeyleri ve hemodinamik veriler (kan basıncı, nabız) tedavi süresince yakından takip edilmelidir.
Bu kapsamlı izlem yaklaşımı, tedavinin biyolojik etkilerini doğrulamak ve olası advers etkileri erken fark ederek müdahale etmek açısından büyük önem taşır. Böylece tedavinin hem etkinliği hem de güvenliği sürdürülebilir hale gelir.
6. Sonuç ve Klinik Perspektif
Fenpiprane + Oxaceprol kombinasyonu, hızlı ilerleyen glomerülonefritin (RPGN) çoklu patolojik halkalarına — inflamasyon, oksidatif stres, fibrozis ve komplement aktivasyonu — aynı anda müdahale eden, ağ-temelli ve fazlı bir tedavi stratejisi sunar.
Fenpiprane, muskarinik reseptör antagonizması yoluyla akut inflamasyonu baskılar, kolinerjik-immün etkileşimi dengeler ve proinflamatuar sitokin üretimini azaltarak immün yanıtı stabilize eder. Böylece kresent oluşumunu hızlandıran nötrofil aktivasyonu, sitokin fırtınası ve endotel disfonksiyonu gibi süreçler kontrol altına alınabilir.
Oxaceprol ise güçlü antioksidan ve antifibrotik özellikleri sayesinde NADPH oksidaz kaynaklı reaktif oksijen türlerini baskılar, TGF-β1/Smad2/3 eksenini inhibe ederek fibroblast aktivasyonunu sınırlar ve ekstrasellüler matriks birikimini azaltır. Aynı zamanda endotel bariyer fonksiyonunu güçlendirerek glomerüler geçirgenliğin düzenlenmesine ve filtrasyonun korunmasına katkıda bulunur.
Bu iki ajanın sinerjisiyle inflamatuar yük azalır, oksidatif stres baskılanır, fibrogenez kontrol altına alınır ve komplement aracılı hücresel hasar sınırlanır. Böylece glomerüler yapısal bütünlük korunur, fonksiyonel stabilite sağlanır ve hastalık progresyonu yavaşlatılabilir.
Bu yaklaşım, klasik immünsüpresif protokollere tamamlayıcı nitelikte olup, hedefe yönelik ve biyolojik ağ dengesini gözeten yenilikçi bir tedavi paradigması oluşturur. Ancak teorik modelin klinik geçerliliğinin ortaya konulabilmesi için biyobelirteç temelli faz II–III klinik çalışmalar yürütülmeli; CRP, IL-6, TGF-β1, 8-iso-PGF₂α gibi göstergelerdeki değişimler ile eGFR ve proteinüri yanıtları prospektif olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak, Fenpiprane + Oxaceprol kombinasyonu, RPGN yönetiminde yalnızca inflamasyonu baskılamakla kalmayıp, oksidatif ve fibrotik yükü azaltarak uzun dönem yapısal koruma sağlayabilecek çok eksenli bir tedavi yaklaşımı olarak öne çıkmaktadır.
Kaynaklar
- Sato T, et al. Muscarinic receptor signaling in inflammatory diseases. Pharmacol Rev. 2022;74(3):457–490.
- Rovati LC, et al. Oxaceprol: a novel anti-inflammatory drug acting via NF-κB inhibition and ICAM-1 downregulation. Inflammopharmacology. 2021;29(2):341–356.
- Lee JH, et al. Oxaceprol inhibits TGF-β1/Smad2/3 signaling and attenuates renal fibrosis in experimental nephropathy. Sci Rep. 2023;13(1):2271.

0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...