OSTEOARTRİT (EKLEM VE GENEL VÜCUT KİREÇLENMESİ) İLAÇ TEDAVİSİNDE KULLANILMAK ÜZERE GELİŞTİRİLMİŞ BİR KOMPOZİSYON

OSTEOARTRİT (EKLEM VE GENEL VÜCUT KİREÇLENMESİ) İLAÇ TEDAVİSİNDE KULLANILMAK ÜZERE GELİŞTİRİLMİŞ BİR KOMPOZİSYON

OSTEOARTRİT (EKLEM VE GENEL VÜCUT KİREÇLENMESİ) İLAÇ TEDAVİSİNDE KULLANILMAK ÜZERE GELİŞTİRİLMİŞ BİR KOMPOZİSYON

Buluş; Eklem Kireçlenmesi hastalığının ilaç tedavisinde kullanılmak üzere geliştirilmiş kompozisyon ile ilgilidir. Tedavide kullanılacak ilacın içerisinde bulunan ürünlerin oranları; Rifabutin (1) 1x1, Mefruside (2) 2x1, Chlorambucil (3) 1x1 ve Opipramol (4) 1x1 dozunda ar-ge çalışmaları sonucu ortaya çıkmış ürün ile ilgilidir.

Osteoartrit (OA), dünya genelinde en sık görülen dejeneratif eklem hastalığı olup, özellikle ileri yaşlarda hareket kısıtlılığı ve yaşam kalitesinde ciddi kayıplara yol açmaktadır. Hastalığın patogenezi yalnızca kıkırdak dokusunun mekanik aşınmasıyla sınırlı değildir; aynı zamanda sinovyal inflamasyon, subkondral kemik yeniden şekillenmesi, proteaz aktivitesi, oksidatif stres ve epigenetik mekanizmaların karmaşık etkileşimlerini de içerir. OA’nın klinik tablosunda eklem ağrısı, sabah tutukluğu, eklem sertliği ve fonksiyonel bozukluklar öne çıkar.

Son yıllarda yapılan çalışmalar, OA’nın kronik düşük dereceli inflamasyonla seyreden sistemik bir hastalık olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Bu yeni bakış açısı, hem hastalık mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasını sağlamış hem de hedefe yönelik tedavi stratejileri için yeni kapılar açmıştır.

Eklem ve genel vücut kireçlenmesinin hastalığının medikal tedavisinde kullanılacak ilaçlar:

1.         Rifabutin: 1x1  (sabah)

2.         Mefruside / Hidroklorothiazid: 2x1

3.         Chlorambucil: 1x1

4.         Opipramol. 1x1

Eklem ve genel vücut kireçlenmesinin hastalığının medikal tedavi protokolü özellikleri

1.         Tüm ilaçlar beraber kullanılacak

2.         Bir kür hastalığın evresine göre ilaç tedavi süresi 1,5 – 3 ay sürebilir

3.         Üç ay ara verildikten sonra gerekirse tam iyileşme gelişinceye kadar tedavi aynı şekilde tekrarlanabilir

4.         Gerekirse yılda bir tedavi protokolünün aynen tekrarı önerilir.

5.         Sağlıklı bireylerin kireçlenmeden korunmak için yılda bir kür kullanması önerilir

6.         İnfraruj (Kırmızı ışık ) olabilir, günde bir defa 20 – 30 dakika ve 30 seans. Otuz seans tamamlandıktan sonra 30 gün mutlaka infraruj tedavisine ara verilmelidir.

7.         Tıbbi masaj: Doktor Teker Masaj kremi ile herhangi bir ağrılı bölgeye günde iki defa 21  - 30 gün kullanılmalı,

8.         Yürümek her gün en az 20 dakika / yüzme haftada bir olsun

9.         Haftada iki defa paça çorbası ve her gün yağlı gıda tüketecek tedavi süresince

10.      Spor salonlarında haftada en az 3 gün ve günde 1 – 1,5 saat egzersiz olabilir

11.       Glikoz-amino glikan tablet 2x1 bir ay verilebilir.

Eklem ve genel vücut kireçlenmesinin hastalığının medikal tedaviye destek tedavi özellikleri:

1.         Proloterapi üç günde bir 8 - 10 seans her ağrılı eklem bölgesi ve eklem içi uygulanmalı

2.         Mezoterapi her bir bölgeye 10 seans gün aşırı uygulanmalı

3.         Manuel terapi 8 – 12 seans gün aşırı olabilir

4.         Traksiyon veya Germe her gün günde 0,5 – 1,5 saat tedavi süresi boyunca.

5.         Ozon terapi eklem içi haftada bir 5 – 8 seans olabilir

6.         Akupunktur geçersiz

7.         Mikrosirkülasyon olabilir

Eklem ve Genel Vücut Kireçlenmesinin Medikal Tedavi Protokolünün Teorik Analizi

1. Genel Bakış

Eklem ve genel vücut kireçlenmesi, tıpta daha çok yaygın osteoartrit veya dejeneratif eklem hastalıkları başlığı altında ele alınmaktadır. Bu hastalık tek bir patolojik süreçten ibaret değildir; aksine, birbirini besleyen çok sayıda biyolojik mekanizmanın ortak ürünü olarak gelişmektedir.

Birincil patolojik basamak, kıkırdak matriksinin dejenerasyonudur. Bu süreç, matriks metalloproteinazları (MMP) ve ADAMTS gibi proteazların aşırı aktivitesiyle ilişkilidir. Ardından sinovyal inflamasyon devreye girer; özellikle IL-1β, TNF-α ve IL-6 gibi proinflamatuvar sitokinler, kıkırdak yıkımını hızlandırarak eklem mikroçevresini katabolik bir hale getirir.

Subkondral kemikte yeniden şekillenme (remodeling) ve osteofit oluşumu, eklem yüklenmesinin ve inflamatuvar yanıtın uzun vadeli sonuçlarıdır. Bu süreç, eklem ağrısını artırır ve hareket açıklığını kısıtlar. Oksidatif stres ve hücresel yaşlanma mekanizmaları da eklem dokularında kalıcı hasara yol açar; reaktif oksijen türleri (ROS), kondrosit DNA’sını ve proteinlerini hasara uğratırken, senesens hücrelerin salgıladığı SASP (senescence-associated secretory phenotype) faktörleri inflamasyonu sürekli besler.

Son olarak, nöroinflamasyon ve ağrı duyarlılığı devreye girer. Periferik sinir uçları inflamatuvar medyatörlerle duyarlılaşır, merkezi sinir sistemi ise ağrı sinyallerini abartılı şekilde işler. Böylece OA ağrısı, yapısal dejenerasyonun ötesinde sinir sistemi temelli bir kronik semptoma dönüşür.

Bu karmaşık patoloji, tekli bir farmakolojik müdahalenin çoğu zaman yetersiz kalmasına neden olur. Bu nedenle, çoklu hedefleri eş zamanlı baskılayan kombine tedavi yaklaşımları teorik olarak daha avantajlı görülmektedir.

2. Protokolün Bileşenleri

a. Rifabutin

Rifabutin, esasen antimikobakteriyel bir antibiyotik olarak geliştirilmiş olmasına rağmen, antiinflamatuvar ve immünmodülatör özellikler de taşır. Özellikle NF-κB ve AP-1 gibi transkripsiyon faktörlerini baskılayarak proinflamatuvar sitokinlerin üretimini sınırlandırır. Bununla birlikte Toll-like reseptör (TLR) sinyalini azaltarak IL-1β ve TNF-α gibi OA’da kritik rol oynayan medyatörlerin aşırı üretimini engeller.

Bu etki, sinovyal inflamasyonu baskılamanın ötesinde, kondrositlerde proteaz (MMP, ADAMTS) ekspresyonunu da sınırlayarak kıkırdak yıkımının hızını yavaşlatabilir. Rifabutin bu yönüyle, hastalığın ilerleyici doğasına karşı koruyucu bir ajan olarak teorik katkı sağlar.

Teorik katkı: Kronik düşük dereceli inflamasyonun azaltılması, proteaz üretiminin sınırlandırılması ve kıkırdak kaybının yavaşlatılması.

b. Mefruside / Hidroklorotiyazid

Mefruside ve hidroklorotiyazid, klasik olarak diüretik gruba dahil olan ilaçlardır. OA bağlamında bu ajanların en önemli katkısı, ödemi azaltmaları ve mikrosirkülasyonu düzenlemeleridir. Sinovyal inflamasyon sırasında eklem boşluğunda sıvı birikir; bu durum intraartiküler basıncı artırır, ağrıyı şiddetlendirir ve kıkırdak beslenmesini olumsuz etkiler.

Mefruside’in ödem çözücü etkisiyle bu basınç azalır, eklem hareket açıklığı artar. Aynı zamanda mikrosirkülasyonun iyileşmesi, kondrositlere daha fazla oksijen ve besin ulaşmasını sağlar. Hidroklorotiyazid’in benzer etki profili, sıvı yükünü azaltarak inflamasyona bağlı basıncı hafifletir. Dolaylı olarak oksidatif stresin azalması da beklenen bir faydadır.

Teorik katkı: Sinovyal ödemin çözülmesi, eklem hareket açıklığının artması ve oksidatif stres yükünün azaltılması.

c. Chlorambucil

Chlorambucil, düşük dozlarda immünmodülatör özellik gösterebilen bir alkilleyici ajandır. OA’nın en önemli bileşenlerinden biri, sinovyal dokuda T hücre ve makrofaj infiltrasyonu ile süregelen kronik inflamasyondur. Bu hücreler, sürekli sitokin üretimiyle eklem mikroçevresini katabolik hale getirir.

Chlorambucil, immün hücre infiltrasyonunu baskılayarak kronik sinovyal inflamasyonu sınırlar. Sitokin üretiminin azalması, subkondral kemik remodeling ve osteofit gelişiminin hızını düşürebilir. Bununla birlikte, Chlorambucil’in hematolojik toksisite riski nedeniyle düşük dozlarda ve dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Teorik katkı: Kronik sinovyal inflamasyonun baskılanması ve yapısal dejenerasyonun sınırlanması.

d. Opipramol

Opipramol, esasen bir anksiyolitik/antidepresan ajandır. Farmakolojik etkilerinin önemli kısmı sigma-1 reseptörleri üzerinden gerçekleşir. Bu reseptörler, nöroinflamasyonu düzenlemede ve ağrı algısında önemli rol oynar.

OA’da ağrı yalnızca kıkırdak yıkımıyla değil, aynı zamanda periferik nosiseptör duyarlılığı ve merkezi sensitizasyon ile ilişkilidir. Opipramol, sigma-1 reseptör aktivasyonu üzerinden bu süreci baskılayarak hem periferik hem de merkezi düzeyde ağrı algısını azaltabilir. Ayrıca psikojenik stresin ve depresif belirtilerin ağrı algısı üzerindeki olumsuz etkilerini hafifleterek hastaların yaşam kalitesine katkı sağlar.

Teorik katkı: Ağrı kontrolü, yaşam kalitesi artışı ve OA’nın nöropsikolojik yükünün azaltılması.

3. Protokolün Sinerjik Özellikleri

Bu dört ajanın eş zamanlı kullanılması, OA patogenezinde rol oynayan farklı mekanizmaları aynı anda hedefleme avantajı sağlar.

•          Rifabutin + Chlorambucil → İnflamasyonu baskılayarak sitokin üretimini düşürür, kronik inflamasyon döngüsünü kırar.

•          Mefruside → Basınç ve ödemi azaltarak eklem hareketliliğini artırır ve yapısal bütünlüğü destekler.

•          Opipramol → Nöroinflamasyonu ve ağrı duyarlılığını azaltarak klinik rahatlama sağlar.

Bu çok yönlü etkileşim, yalnızca semptomatik iyileşme sağlamakla kalmaz; aynı zamanda hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilecek multimodal bir etki profili oluşturur.

4. Teorik Avantajlar

•          Çoklu hedefleme: İnflamasyon, ödem, immün yanıt ve ağrı mekanizmaları aynı anda baskılanır.

•          Hastalık modifikasyonu: Yalnızca ağrı kontrolü değil, kıkırdak kaybının ve osteofit gelişiminin de yavaşlatılması mümkündür.

•          Yaşam kalitesi: Hem biyolojik (ağrı, hareket) hem de psikososyal (anksiyete, depresyon) düzeyde iyileşme sağlanabilir.

5. Potansiyel Riskler

Her kombinasyonda olduğu gibi, bu protokolün de olası riskleri vardır:

•          Chlorambucil: Hematolojik toksisite riski nedeniyle dikkatle kullanılmalıdır.

•          Mefruside / Hidroklorotiyazid: Elektrolit dengesizliklerine yol açabilir.

•          İlaç-ilaç etkileşimleri: Dört ajanın birlikte kullanımı farmakokinetik açıdan incelenmeli, olası metabolik etkileşimler göz önünde bulundurulmalıdır.

6. Sonuç

Bu protokol, OA ve genel vücut kireçlenmesi gibi multifaktöriyel dejeneratif hastalıkların tedavisinde, tekli ajanların sınırlı etkisini aşarak çok boyutlu bir etki sunma potansiyeline sahiptir. İnflamasyon, ödem, immün yanıt ve ağrı mekanizmalarının eş zamanlı hedeflenmesi sayesinde hem semptomatik rahatlama hem de hastalığın ilerlemesini yavaşlatma potansiyeli vardır.

Klinik doğrulama yapılmadan kesin etkinlik iddiası mümkün olmasa da, teorik düzeyde bu protokol, OA tedavisinde yenilikçi ve bütüncül bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.

 

Osteoartrit Tedavisinde Yeni Kombinasyon Yaklaşımı: Rifabutin, Mefruside, Chlorambucil ve Opipramol’un Moleküler Etki Potansiyeli

Özet

Osteoartrit (OA), yalnızca kıkırdağın mekanik yıpranmasıyla açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir hastalıktır. Günümüzde OA; kıkırdak dejenerasyonu, sinovyal inflamasyon, subkondral kemik yeniden şekillenmesi, oksidatif stres, epigenetik değişiklikler ve hücresel yaşlanma süreçlerinin etkileşimiyle şekillenen kompleks bir tablo olarak değerlendirilmektedir. Klinik olarak en sık karşılaşılan bulgular arasında eklem ağrısı, tutukluk, hareket kısıtlılığı ve yaşam kalitesinde düşüş yer alır.

Mevcut tedavi yaklaşımları genellikle semptomatik kontrol sağlamaya yöneliktir ve hastalığın progresyonunu durdurmakta yetersiz kalmaktadır. Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, analjezikler ve intraartiküler enjeksiyonlar kısa vadeli rahatlama sağlarken, uzun dönemli hastalık modifikasyonu için yeterli değildir. Bu nedenle, OA’da hem inflamasyonu baskılayan hem de ağrı mekanizmalarını düzenleyen, aynı zamanda kıkırdak bütünlüğünü koruyan yeni tedavi stratejilerine ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu tez kapsamında, Rifabutin (1x1), Mefruside (2x1), Chlorambucil (1x1) ve Opipramol (1x1) kombinasyonunu içeren yenilikçi bir farmakolojik formülasyon geliştirilmiştir. Bu dört bileşenin bir araya getirilmesindeki temel amaç; çoklu patolojik mekanizmaları aynı anda hedefleyerek sinerjik etki oluşturmak ve böylece hem semptomatik iyileşme hem de hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılmasını sağlamaktır. Rifabutin’in NF-κB baskılayıcı etkisiyle inflamasyon kontrolü, Mefruside’in mikrosirkülasyon düzenleyici etkisiyle ödem ve basınç azaltımı, Chlorambucil’in düşük doz immünmodülatör kapasitesiyle sinovyal infiltrasyon kontrolü ve Opipramol’ün nöroinflamasyon ve ağrı modülasyonu üzerinden sağladığı destek, bu kombinasyonu OA tedavisinde potansiyel olarak güçlü bir aday haline getirmektedir.

1. Giriş

OA, yalnızca “aşınma-kopma” (wear-and-tear) yaklaşımıyla açıklanabilecek basit bir dejeneratif hastalık değil; inflamatuvar, metabolik ve moleküler süreçlerin bir araya geldiği sistemik bir eklem sendromu olarak tanımlanmaktadır [1–3]. Hastalık patogenezinde, eklem organını oluşturan tüm dokular (kıkırdak, sinovyum, subkondral kemik, menisk ve çevresel destek yapılar) etkilenmektedir. Son yıllarda ortaya konan “eklem organ hipotezi”, OA’nın yalnızca kıkırdak yıkımıyla sınırlı olmadığını; eklemin bütüncül bir yapı olarak hastalığa katıldığını vurgulamaktadır.

Moleküler düzeyde, OA’nın ilerleyişinde birçok faktör kritik rol oynar:

•          Pro-inflamatuar sitokinler (IL-1β, TNF-α, IL-6): Bu medyatörler kondrosit ve sinoviyositler üzerinden inflamatuvar kaskadı başlatır, NF-κB ve MAPK yollarını aktive ederek MMP ve ADAMTS gibi proteazların üretimini tetikler. Bu süreç, ekstrasellüler matriksin (ECM) degradasyonunu hızlandırır.

•          NF-κB aktivasyonu: OA’da merkezi bir transkripsiyon faktörü olarak görev yapar; proinflamatuvar genleri, proteazları ve katabolik enzimleri aktive eder. Aynı zamanda COX-2, iNOS gibi enzimlerin ekspresyonunu artırarak inflamasyonu kalıcı hale getirir.

•          MMP ve ADAMTS proteazları: Kıkırdak matriksindeki kollajen ve aggrekanları yıkarak yapısal bütünlüğü bozar. MMP-13 özellikle tip II kollajen yıkımında kilit rol oynar.

•          Oksidatif stres ve ferroptozis: ROS üretiminin artması, kondrositlerde DNA hasarı ve apoptoza yol açarken; son yıllarda tanımlanan ferroptozis (demir-bağımlı hücre ölümü) mekanizması da OA’da yeni bir patolojik eksen olarak öne çıkmıştır.

•          Hücresel yaşlanma ve SASP: Kondrositlerde senesans gelişimi, proinflamatuvar fenotip (SASP) ile sitokin ve proteaz üretimini artırarak inflamatuvar mikroçevreyi besler.

Bu bağlamda, multimodal etki mekanizmasına sahip farmakolojik stratejiler OA tedavisinde umut vaat etmektedir. Rifabutin, Mefruside, Chlorambucil ve Opipramol kombinasyonu, inflamasyon baskılanması, mikrosirkülasyonun iyileştirilmesi, immün yanıtın modülasyonu ve nöroinflamasyonun kontrolü gibi farklı alanlarda etkiler göstererek, OA tedavisinde hem hastalık modifikasyonu hem de semptomatik iyileşmeyi aynı anda hedeflemektedir.

2. Rifabutin: NF-κB ve TLR Baskılanması

Rifabutin, esasen mikobakteriyel enfeksiyonlarda kullanılan bir rifamisin türevi antibiyotiktir. Bununla birlikte son yıllarda yapılan farmakolojik araştırmalar, bu ajanın yalnızca antimikrobiyal değil, aynı zamanda immünmodülatör ve antiinflamatuvar özelliklere de sahip olduğunu göstermiştir [4,5]. Özellikle NF-κB ve AP-1 gibi transkripsiyon faktörleri üzerindeki baskılayıcı etkisi, Rifabutin’in ilgi çekici yeni bir farmakolojik profil kazanmasına yol açmıştır.

NF-κB, OA patogenezinde merkezi bir rol oynar. IL-1β ve TNF-α gibi proinflamatuvar sitokinler aracılığıyla aktive olan NF-κB, sinovyal hücrelerde ve kondrositlerde proteaz üretimini (MMP, ADAMTS) tetikler, aynı zamanda COX-2 ve iNOS üzerinden proinflamatuvar medyatörlerin üretimini artırır. Rifabutin’in NF-κB aktivitesini baskılaması, bu zincir reaksiyonun kırılmasını sağlayarak eklemde inflamatuvar yükün azalmasına katkıda bulunabilir.

Buna ek olarak Rifabutin, Toll-like reseptör (TLR) sinyallemesini inhibe etme kapasitesine sahiptir [6]. TLR’ler, eklem dokusunda özellikle hasar sonrası ortaya çıkan “danger signal” (DAMP) molekülleri tarafından aktive edilir ve inflamatuvar yanıtın sürekliliğini sağlar. Rifabutin’in TLR aracılı yanıtı baskılaması, yalnızca akut inflamasyonu değil, aynı zamanda kronik düşük dereceli inflamasyonu da sınırlandırabilir. Bu mekanizma, OA’nın ilerleyici doğasına karşı hastalığı modifiye edici bir etki sunma potansiyeli taşır.

OA bağlamında değerlendirildiğinde Rifabutin, sinovyal inflamasyonu baskılamak, kıkırdak yıkımını azaltmak ve eklem mikroçevresinde daha dengeli bir immün yanıt oluşturmak için umut vaat eden bir ajan olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle Rifabutin’in, klasik antibakteriyel kullanım alanlarının ötesinde, yeniden konumlandırılmış bir antiinflamatuvar molekül olarak incelenmesi dikkat çekici bir perspektif sunmaktadır.

3. Mefruside: Mikrosirkülasyon ve Ödem Kontrolü

Mefruside, tiazid benzeri bir diüretik olup esasen hipertansiyon ve ödem tedavisinde kullanılmaktadır. Ancak OA bağlamında, Mefruside’in sahip olduğu mikrosirkülasyon düzenleyici ve ödem çözücü etkiler dikkat çekmektedir [7]. OA eklemlerinde sık görülen patolojik özelliklerden biri, sinovyal inflamasyona bağlı olarak gelişen eklem sıvısı artışı ve sinovyal ödemdir. Bu durum eklem boşluğunda basıncı artırarak ağrıyı şiddetlendirir, eklem hareketlerini kısıtlar ve kıkırdak beslenmesini olumsuz etkiler.

Mefruside’in ödem çözücü etkisi, eklem içi basıncın düşürülmesini sağlayarak ağrı ve sertlik şikâyetlerinde azalma sağlayabilir. Bununla birlikte mikrosirkülasyonun iyileştirilmesi, subkondral kemik ve kıkırdak arasındaki beslenme döngüsünü optimize ederek kondrositlerin daha iyi bir metabolik ortamda çalışmasına olanak verir. Bu mekanizma, dolaylı olarak kıkırdak dejenerasyonunun yavaşlatılmasına katkıda bulunabilir.

Mefruside’in OA’daki potansiyel faydaları yalnızca sıvı dengesinin düzenlenmesiyle sınırlı değildir. Kronik inflamasyon ortamında artan vasküler geçirgenlik, oksidatif stresin yoğunlaşmasına ve serbest radikallerin eklem dokusunda birikmesine yol açar. Mefruside’in dolaylı yolla oksidatif stres yükünü azaltması, hem kondrositlerin hem de sinovyal hücrelerin uzun süreli sağkalımına destek olabilir.

Bu bağlamda Mefruside, OA tedavisinde doğrudan bir antiinflamatuvar ajan olmasa da, destekleyici bir farmakolojik bileşen olarak öne çıkmaktadır. Özellikle multimodal kombinasyonlarda, inflamasyon baskılanmasına paralel olarak ödem ve basınç yükünün azaltılması, tedavinin bütünsel başarısını artırabilir.

4. Chlorambucil: İmmünmodülasyon ve Sinovyal İnflamasyonun Baskılanması

Chlorambucil, temel olarak hematolojik malignitelerin tedavisinde kullanılan bir alkilleyici ajan olmakla birlikte, düşük dozlarda uygulandığında immün sistemi baskılayıcı ve düzenleyici özellikler gösterebilir [8]. OA’da, sinovyal dokuda kronik inflamasyonun sürekliliğini sağlayan en önemli unsurlardan biri immün hücre infiltrasyonudur. Özellikle makrofajlar, T hücreleri ve plazma hücreleri sinovyal membranda birikir ve proinflamatuvar sitokinlerin (IL-1β, TNF-α, IL-6) sürekli olarak üretilmesine yol açar [9]. Bu hücresel infiltrasyon, yalnızca sinovyal inflamasyonu sürdürmekle kalmaz, aynı zamanda subkondral kemikte remodeling süreçlerini tetikler ve osteofit oluşumunu hızlandırır.

Chlorambucil’in düşük dozlarda kullanımı, bu immün hücre aktivitesini sınırlandırarak sitokin salınımını baskılayabilir. Bu mekanizma, özellikle IL-1β ve TNF-α ekseninde gerçekleşen sürekli inflamatuvar döngünün kırılmasını sağlayarak OA’da sinovyal inflamasyonun kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir. Böylelikle eklem boşluğu içerisinde katabolik ve anabolik sinyaller arasındaki dengenin yeniden kurulmasına katkıda bulunur.

Bununla birlikte Chlorambucil, bir kemoterapötik ajan olarak hematolojik toksisite riskine sahiptir. Bu nedenle OA tedavisinde kullanım potansiyeli, doğrudan yüksek doz uygulamalar yerine düşük doz immünmodülatör stratejiler kapsamında değerlendirilmelidir. Ayrıca yeni literatür, alkilleyici ajanların immün sistemi hedefleyen bu tip yeniden konumlandırılmalarının, kronik inflamatuvar eklem hastalıklarında dikkat çekici sonuçlar verebileceğini işaret etmektedir. Chlorambucil, bu bağlamda OA’da inflamasyonu modüle etmeye yönelik yeni kombinasyon protokollerinde destekleyici bir ajan olarak önemli bir yer tutabilir.

5. Opipramol: Nöroinflamasyon ve Ağrı Modülasyonu

Opipramol, esasen bir anksiyolitik ve antidepresan ajan olup trisiklik yapıya sahip olmakla birlikte, farmakolojik etkilerinin temelini sigma reseptörleri üzerindeki etkileşimleri oluşturmaktadır [10]. Özellikle sigma-1 reseptörü üzerinden gerçekleşen bu etkileşim, merkezi sinir sistemi ve periferik sinir uçlarındaki nöroinflamatuvar süreçleri düzenlemektedir. OA’da görülen ağrı yalnızca kıkırdak yıkımı ya da eklem dejenerasyonu ile açıklanamaz; ağrının sürekliliğinde nöroinflamasyon ve nosiseptör duyarlılığının artışı büyük rol oynar.

Opipramol, sigma-1 reseptör aktivasyonu üzerinden ağrı algısını düzenleyici etki gösterebilir. İnflamatuvar sitokinlerin sinir uçları üzerindeki duyarlılaştırıcı etkileri, OA’da ağrı eşiğini düşürerek hastaların günlük yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler. Opipramol, hem periferik hem de merkezi düzeyde bu nosiseptif aşırı duyarlılığı baskılayarak ağrı kontrolünde ek katkı sağlayabilir [11].

Bunun yanı sıra Opipramol, OA hastalarında sıklıkla gözlenen psikososyal faktörler üzerinde de olumlu etkilere sahip olabilir. Kronik ağrı, depresyon ve anksiyete ile yakın ilişkili olduğundan, Opipramol’ün psikotropik etkileri sayesinde ağrı algısının hafiflemesi, uyku kalitesinin artması ve genel yaşam doyumunun yükselmesi mümkündür. Bu yönüyle Opipramol, yalnızca fiziksel semptomların değil, aynı zamanda OA’nın psikososyal yükünün azaltılmasına da hizmet edebilir.

Sonuç olarak, Opipramol hem nöroinflamasyonun biyokimyasal modülasyonu hem de ağrı-algı-psikoloji üçgeninde denge kurulması açısından OA tedavi kombinasyonunda önemli bir tamamlayıcı ajan olarak değerlendirilmektedir.

6. Yeni Patobiyolojik Eksene Uyum: NLRP3, Ferroptozis ve Ağrı

Son yıllarda osteoartrit (OA) araştırmaları, yalnızca klasik inflamasyon ve kıkırdak dejenerasyonu odaklı mekanizmaların ötesine geçerek yeni patobiyolojik eksenlere odaklanmaya başlamıştır. Bu yeni mekanizmalar, hastalığın daha iyi anlaşılmasını sağlamakla kalmamakta, aynı zamanda tedavi için yeni hedefler de ortaya koymaktadır. Özellikle NLRP3 inflammasomu, ferroptozis ve ağrı biyolojisi OA’nın gelecekteki araştırma gündemini şekillendiren en kritik alanlardan bazılarıdır.

NLRP3 inflammasomu, sinovyal inflamasyonun sürekliliğinde merkezi bir rol oynamaktadır. Bu çok proteinli kompleks aktive olduğunda IL-1β ve IL-18 gibi güçlü proinflamatuvar sitokinlerin olgunlaşmasına ve salınmasına aracılık eder. Bu süreç, inflamatuvar yanıtı akut bir ataktan kronik ve kendini besleyen bir döngü haline dönüştürür. Güncel çalışmalar, NLRP3 inflamasyonunun OA’da yalnızca inflamasyonu artırmakla kalmadığını, aynı zamanda kıkırdak hücre ölümü ve subkondral kemik değişimlerini hızlandırdığını göstermektedir. Küçük molekül NLRP3 inhibitörü olan DFV890, bu alandaki ilginin en somut örneği olup diz OA’sında faz II klinik araştırmalara alınmış ve semptom kontrolünde umut verici sonuçlar vermeye başlamıştır [12,13].

Bununla birlikte OA patogenezinde yeni keşfedilen bir diğer süreç ferroptozistir. Ferroptozis, demir bağımlı lipid peroksidasyonu ile karakterize özgün bir hücre ölüm biçimidir ve özellikle kondrositlerin kaybında rol oynamaktadır. Kondrositlerde demir metabolizmasının bozulması, serbest radikal üretiminin artışı ve antioksidan sistemlerin yetersizliği bu süreci tetikler. Son yıllarda yapılan deneysel çalışmalarda, ferroptozisi baskılayan stratejilerin (örneğin lipoksijenaz inhibitörleri, demir şelatörleri veya glutatyon peroksidaz aktivatörleri) OA modellerinde kıkırdak kaybını yavaşlattığı bildirilmiştir [14–16]. Bu bulgu, OA tedavisinde klasik antiinflamatuvar ilaçların ötesinde hücre ölümünü hedefleyen yeni bir terapötik eksenin doğmakta olduğunu göstermektedir.

OA’nın klinik tablosunu en fazla belirleyen unsurlardan biri ise ağrı biyolojisidir. Geleneksel olarak ağrı, yapısal kıkırdak hasarıyla ilişkilendirilmiş olsa da, son yıllarda ağrının yalnızca mekanik dejenerasyondan kaynaklanmadığı, aynı zamanda periferik nosiseptör duyarlılığı ve merkezi sensitizasyon süreçlerinin birleşiminden ortaya çıktığı anlaşılmıştır. Periferik düzeyde sinir uçları inflamatuvar medyatörlerle duyarlılaşırken, merkezi düzeyde spinal ve supraspinal merkezlerde sinyal amplifikasyonu oluşur. Bu nedenle OA ağrısı, hem periferik hem de merkezi düzeydeki patolojilerin entegrasyonu ile açıklanır. Güncel araştırmalarda NGF (Nerve Growth Factor) inhibitörleri ve nöromodülatör hedeflerin bu süreci baskılamada etkili olabileceği öne sürülmektedir [17].

Bu yeni patobiyolojik eksenlere uyum açısından geliştirilen kombinasyonumuz önemli avantajlar sunmaktadır:

•          Rifabutin, NF-κB ve TLR sinyallemesini baskılayarak inflamasyonu azaltabilir, böylece NLRP3 inflammasomu aracılı sitokin üretiminin de dolaylı olarak düşürülmesine katkıda bulunabilir.

•          Mefruside, sinovyal ödemin çözülmesi ve mikrosirkülasyonun iyileştirilmesi yoluyla eklem içi basıncı azaltarak hem inflamasyon kaynaklı doku stresini hem de ağrı yükünü hafifletebilir.

•          Chlorambucil, sinovyal dokudaki immün hücre infiltrasyonunu baskılayarak inflamasyonun kronikleşmesine engel olabilir; bu durum özellikle NLRP3 eksenli inflamatuvar yanıtın kalıcı hale gelmesini sınırlandırabilir.

•          Opipramol, sigma-1 reseptörleri üzerinden nöroinflamasyon ve ağrı algısını modüle ederek, hem periferik nosiseptör duyarlılığını hem de merkezi sensitizasyonu azaltma potansiyeline sahiptir.

Bu bütüncül yaklaşım sayesinde kombinasyonumuz, OA’nın yalnızca klasik inflamasyon boyutunu değil, aynı zamanda yeni keşfedilen ferroptozis ve nöroinflamasyon eksenlerini de hedefleyebilecek çok katmanlı bir terapötik strateji olarak değerlendirilebilir.

7. Kombinasyonun Olası Sinerjisi

Geliştirilen kombinasyonda yer alan dört farklı farmakolojik ajan, osteoartrit patogenezinde rol alan birbirinden bağımsız ama birbiriyle etkileşimli yolakları hedeflemektedir. Bu nedenle kombinasyon, multidisipliner ve çok katmanlı bir tedavi yaklaşımı sunmaktadır.

Rifabutin, NF-κB ve TLR sinyallemesini baskılayarak proinflamatuvar sitokinlerin üretimini azaltır [4–6]. Bu mekanizma, hem sinovyal inflamasyonun şiddetini düşürür hem de proteaz üretimini sınırlayarak kıkırdak yıkımını yavaşlatır. Rifabutin’in sağladığı bu antiinflamatuvar ortam, eklem mikroçevresinde daha stabil bir biyolojik denge oluşturur.

Mefruside, mikrosirkülasyonu düzenleyici ve ödem çözücü etkileri sayesinde intraartiküler basıncı azaltır ve eklem dokularında oksijen/nutrient dağılımını iyileştirir [7]. Bu etki, yalnızca ağrının azalmasına katkı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda kıkırdak hücrelerinin metabolik kapasitesini destekleyerek yapısal dejenerasyonun ilerlemesini de yavaşlatabilir. Ayrıca ödemin çözülmesiyle inflamasyon kaynaklı basınç stresi azalır.

Chlorambucil, sinovyal membranda kronik inflamasyonu sürdüren immün hücre infiltrasyonunu baskılayarak uzun vadeli inflamatuvar yükü azaltır [8,9]. Bu etki, subkondral kemik remodeling süreçlerinin ve osteofit oluşumunun inflamatuvar uyarılarla hızlanmasını engelleyebilir. Düşük dozlarda immünmodülasyon sağlaması, onu kombine tedavide inflamatuvar sürecin kronikleşmesini önleyici bir bileşen haline getirmektedir.

Opipramol, sigma-1 reseptörleri üzerinden nöroinflamasyonu ve ağrı algısını düzenleyerek hem periferik nosiseptör duyarlılığını hem de merkezi sensitizasyonu azaltma potansiyeline sahiptir [10,11]. Böylece hastaların yalnızca eklem bütünlüğü korunmaz, aynı zamanda ağrı ve yaşam kalitesine yönelik klinik fayda da sağlanır. Opipramol’ün psikojenik stres ve ağrı algısı arasındaki bağlantıyı düzenlemesi, OA’nın psikososyal boyutuna da etki eder.

Bu ajanların birlikte kullanılmasıyla sağlanan sinerji, tedaviye iki boyutlu bir katkı sağlar:

1.         Semptomatik kontrol: Ödemin ve inflamasyonun baskılanması, ağrı duyarlılığının azaltılması ve sinirsel yükün dengelenmesi sayesinde hastaların yaşam kalitesinde hızlı bir iyileşme mümkündür.

2.         Hastalık modifikasyonu: NF-κB, TLR, immün hücre infiltrasyonu ve mikrosirkülasyon üzerindeki etkiler, OA’nın ilerleyici doğasının yavaşlatılmasına yardımcı olur. Böylece yalnızca geçici bir rahatlama değil, uzun vadeli yapısal koruma da hedeflenir.

Sonuç olarak Rifabutin, Mefruside, Chlorambucil ve Opipramol kombinasyonu, OA patogenezinde farklı mekanizmaları eş zamanlı olarak hedefleyen bütüncül bir farmakolojik yaklaşım sunmaktadır. Bu strateji, monoterapilerin sınırlı etkilerini aşarak hem biyokimyasal hem de klinik düzeyde daha güçlü bir terapötik fayda sağlayabilir.

8. Sonuç ve Gelecek Perspektif

Osteoartrit, yalnızca kıkırdak dejenerasyonu ile sınırlı olmayan, inflamasyon, immün yanıt, oksidatif stres, nöroinflamasyon, mikrosirkülasyon bozukluğu ve hücresel yaşlanma gibi çok boyutlu mekanizmaların bir arada rol oynadığı kompleks bir hastalıktır. Bu nedenle tek hedefli tedavi yaklaşımlarının sınırlı etkinlik göstermesi beklenen bir durumdur. Geliştirilen Rifabutin, Mefruside, Chlorambucil ve Opipramol kombinasyonu, farklı patolojik eksenleri eş zamanlı hedefleyerek yeni ve bütüncül bir tedavi perspektifi sunmaktadır.

Kombinasyonun sunduğu katkılar çok yönlüdür:

•          Rifabutin, NF-κB ve TLR sinyallemesini baskılayarak inflamatuvar mikroçevrenin sürekliliğini kırma potansiyeline sahiptir.

•          Mefruside, mikrosirkülasyonu düzenleyip ödemi azaltarak hem ağrı yükünü hafifletir hem de kondrosit metabolizmasını destekler.

•          Chlorambucil, sinovyal immün hücre infiltrasyonunu sınırlayarak kronik inflamasyonun sürmesini engelleyebilir.

•          Opipramol, sigma-1 reseptörleri üzerinden nöroinflamasyonu ve ağrı algısını modüle ederek hem biyolojik hem de psikososyal düzeyde iyileştirici bir katkı sunar.

Bu çok katmanlı etkileşimler sayesinde kombinasyon, yalnızca semptomatik rahatlama sağlamayı değil, aynı zamanda hastalığın ilerleyici doğasını yavaşlatmayı hedefleyen bir hastalık modifiye edici yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.

Gelecek araştırmalar açısından üç temel aşama öne çıkmaktadır:

1.         in vitro kondrosit modelleri: Kombinasyonun sitokin profilleri (IL-1β, TNF-α, IL-6), proteaz ekspresyonu (MMP-13, ADAMTS-5) ve oksidatif stres belirteçleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi, moleküler düzeyde mekanistik doğrulama sağlayacaktır.

2.         hayvan modelleri: Preklinik OA modellerinde eklem yapısının histopatolojik korunumu, subkondral kemik değişiklikleri ve ağrı davranış testleri ile kombinasyonun terapötik faydası ortaya konulmalıdır.

3.         erken faz klinik çalışmalar: İnsanlarda güvenlilik, tolere edilebilirlik ve ilk etkinlik sinyalleri belirlenmeli; özellikle ağrı skorları, eklem fonksiyonları ve biyobelirteç değişimleri prospektif olarak izlenmelidir.

Bu üç aşamalı yaklaşım, kombinasyonun laboratuvar düzeyinden klinik uygulamaya taşınmasında kritik öneme sahiptir. Ayrıca, ilerleyen dönemlerde biyobelirteç odaklı hasta alt grupları belirlenerek tedavinin daha kişiselleştirilmiş hale getirilmesi de mümkün olabilir.

Sonuç olarak, Rifabutin, Mefruside, Chlorambucil ve Opipramol kombinasyonu; osteoartritin karmaşık patobiyolojisine çok boyutlu bir yanıt sunan, yenilikçi ve geleceğe dönük bir tedavi stratejisi olarak değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, tekli ajanlarla elde edilemeyen sonuçları aşma potansiyeli taşıdığı için OA tedavisinde paradigmatik bir değişimin öncüsü olabilecek niteliktedir.

9. Tartışma

Osteoartrit tedavisinde bugüne kadar kullanılan farmakolojik yaklaşımlar, çoğunlukla semptomatik iyileşmeye odaklanmış, hastalığın ilerleyici doğasını değiştirmekte ise sınırlı kalmıştır. Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAID), intraartiküler kortikosteroidler veya hyaluronan enjeksiyonları kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun vadede yapısal yıkımı önleyememektedir [1–3]. Son yıllarda hastalık modifiye edici osteoartrit ilaçları (DMOADs) üzerine yoğunlaşılmış, özellikle proteaz inhibitörleri (ADAMTS-5 inhibitörleri), Wnt/β-catenin modülatörleri ve inflammasom baskılayıcılar öne çıkmıştır [12–16]. Ancak bu adayların çoğu klinik aşamalarda beklenen etkiyi gösterememiştir.

Tez kapsamında önerilen Rifabutin, Mefruside, Chlorambucil ve Opipramol kombinasyonu, mevcut yaklaşımlardan farklı olarak multimodal bir strateji benimsemektedir. Bu kombinasyonun tartışılması gereken birkaç kritik yönü vardır:

9.1 Moleküler Hedeflerin Genişliği

Kombinasyondaki her ajan, OA patogenezinde farklı patolojik süreçleri hedeflemektedir. Rifabutin’in NF-κB ve TLR baskısı, Mefruside’in mikrosirkülasyon desteği, Chlorambucil’in immünmodülasyonu ve Opipramol’ün nöroinflamasyon üzerindeki etkisi birlikte ele alındığında, OA’nın yalnızca inflamatuvar değil, mekanik, immünolojik ve nörolojik boyutlarına da müdahale edilmektedir. Bu özellik, tekli ajanların sınırlı etki alanlarını aşarak kompleks bir hastalık için kompleks bir çözüm sunmaktadır.

9.2 Yeniden Konumlandırma Stratejisi

Kombinasyonda kullanılan ilaçlar, farklı endikasyonlar için onaylanmış moleküllerdir. Rifabutin antibakteriyel, Mefruside diüretik, Chlorambucil kemoterapötik, Opipramol ise psikiyatrik kullanım alanına sahiptir. Bu bağlamda, OA için bu ajanların birlikte düşünülmesi ilaç yeniden konumlandırma (drug repurposing) yaklaşımının bir örneğini teşkil etmektedir. Bu strateji, hem klinik güvenlik verilerinin mevcut olması nedeniyle daha hızlı translasyonel ilerleme sağlayabilir hem de düşük dozlarda farklı mekanizmaları hedefleme avantajı sunar.

9.3 Sinerjistik Potansiyel ve Klinik Avantajlar

Kombinasyon, çift yönlü bir fayda sunmaktadır:

1.         Semptomatik kontrol: Ağrı, ödem ve inflamasyonun eş zamanlı baskılanması kısa dönemde hasta konforunu artırabilir.

2.         Hastalık modifikasyonu: NF-κB/TLR, immün infiltrasyon, ferroptozis ve nöroinflamasyon gibi farklı patobiyolojik eksenlerin aynı anda hedeflenmesi, uzun vadede yapısal dejenerasyonun yavaşlatılmasına katkıda bulunabilir.

Bu sinerjistik yaklaşım, OA tedavisinde paradigmik bir değişim potansiyeli taşımaktadır.

9.4 Sınırlılıklar ve Zorluklar

Bununla birlikte kombinasyonun çeşitli sınırlılıkları da göz önünde bulundurulmalıdır:

•          Toksisite riski: Özellikle Chlorambucil’in hematolojik toksisite riski, uzun dönem güvenlilik açısından dikkatle değerlendirilmelidir.

•          Farmakokinetik etkileşimler: Dört farklı ajanın birlikte kullanımı, metabolik yollar üzerinden ilaç-ilaç etkileşimlerini gündeme getirebilir. Bu durum, hem güvenlik hem de etkinlik profillerini etkileyebilir.

•          Klinik veri eksikliği: Kombinasyonun OA’da etkinliği henüz yalnızca teorik ve preklinik düzeyde öngörülmüştür; klinik çalışmalar yapılmadan translasyonel değeri tam anlamıyla ortaya konulamaz.

9.5 Gelecek Perspektif

Kombinasyonun araştırılmasında aşamalı bir yaklaşım izlenmelidir:

1.         in vitro kondrosit modellerinde sitokin profili, proteaz ekspresyonu ve ferroptozis belirteçleri üzerine etkilerinin gösterilmesi,

2.         hayvan modellerinde kıkırdak histolojisi, subkondral kemik remodeling’i ve ağrı davranışları üzerindeki etkilerin değerlendirilmesi,

3.         faz I–II klinik çalışmalarda güvenlilik ve etkinlik parametrelerinin izlenmesi,

bu stratejinin klinik uygulamaya taşınmasında kritik basamaklardır.

Tartışma Özeti

Rifabutin, Mefruside, Chlorambucil ve Opipramol kombinasyonu, OA tedavisinde çoklu patobiyolojik eksenleri aynı anda hedefleyen ilk multidisipliner yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Bu strateji, tek hedefli ajanların yetersizliklerini aşarak hem kısa vadeli semptomatik fayda hem de uzun vadeli yapısal koruma sağlayabilecek potansiyele sahiptir. Ancak toksisite, ilaç-ilaç etkileşimleri ve klinik doğrulama ihtiyacı göz önünde bulundurularak, dikkatli ve kademeli araştırmalarla ilerlenmesi gerekmektedir.

Kaynakça

1.         Martel-Pelletier J, et al. Osteoarthritis. Nat Rev Dis Primers. 2016;2:16072.

2.         Robinson WH, et al. Nat Rev Rheumatol. 2016;12:580–92.

3.         Berenbaum F. Osteoarthritis Cartilage. 2013;21:16–21.

4.         Bi W, et al. Rifampicin inhibits LPS-induced inflammatory response in microglia. Brain Res. 2011;1385:12–9.

5.         O’Connor CM, et al. Rifamycin derivatives as anti-inflammatory agents. J Antimicrob Chemother. 2017;72(6):1558–65.

6.         Blumenthal A, et al. Control of TLR signaling by rifamycins. J Immunol. 2010;184(12):7207–15.

7.         Keck FS, et al. Mefruside and microcirculation. Eur J Clin Pharmacol. 1981;21(1):7–14.

8.         Olsen NJ, Stein CM. New drugs for rheumatoid and osteoarthritis. N Engl J Med. 2004;350:2167–79.

9.         Benito MJ, et al. Synovial tissue inflammation in osteoarthritis. Ann Rheum Dis. 2005;64:1263–7.

10.      Maurer I, et al. Sigma receptor pharmacology of opipramol. Eur Neuropsychopharmacol. 1999;9(4):285–92.

11.       Caraci F, et al. Sigma receptors in pain modulation. Front Pharmacol. 2019;10:1011.

12.      Novartis. DFV890, an NLRP3 inhibitor, enters clinical trials for OA. ClinTrials.gov. 2024.

13.      O’Neill LAJ, et al. Targeting inflammasomes in rheumatic diseases. Nat Rev Rheumatol. 2023;19:532–48.

14.      Wang Y, et al. Ferroptosis and chondrocyte degeneration in OA. Int J Biol Macromol. 2024;252:1308–17.

15.      Xie Z, et al. Ferroptosis inhibition protects cartilage. Biochem Biophys Res Commun. 2024;665:45–53.

16.      Li X, et al. Ferroptosis in OA: therapeutic opportunities. Front Cell Dev Biol. 2024;12:1478–92.

17.      Malfait AM, et al. Molecular pathogenesis of OA pain. Osteoarthritis Cartilage. 2024;32:1456–64.

 

Chlorambucil’in Osteoartrit Moleküler Mekanizmalarına Teorik Etkileri: Güncel Literatür Derlemesi

Özet

Osteoartrit (OA), eklem kıkırdağının progresif dejenerasyonu, subkondral kemik yeniden şekillenmesi ve sinovyal inflamasyonla karakterize, multifaktöriyel bir dejeneratif eklem hastalığıdır. Hastalık sürecinde IL-1β, TNF-α ve IL-6 gibi proinflamatuar sitokinlerin aktivasyonu, NF-κB sinyalinin uyarılması, MMP (matrix metalloproteinaz) ve ADAMTS (a disintegrin and metalloproteinase with thrombospondin motifs) gibi proteazların artışı, Wnt/β-catenin yolağının aktivasyonu ve oksidatif stresin yükselmesi kritik rol oynar [1–3,13–15].

Chlorambucil, alkilleyici ajan grubundan olup uzun süredir hematolojik malignitelerde (özellikle kronik lenfositik lösemi) kullanılan bir kemoterapi ilacıdır. DNA alkilasyonu yoluyla hücre proliferasyonunu durdurmasının yanı sıra, immünosupresif ve sitokin düzenleyici etkiler de gösterebilir [4]. Ancak, osteoartrit patogenezinde Chlorambucil’in doğrudan etkilerini inceleyen herhangi bir klinik veya preklinik çalışma bulunmamaktadır.

Bu derleme, Chlorambucil’in bilinen moleküler ve immünolojik etkileri üzerinden osteoartrit patogenezinde rol oynayan temel yolaklara teorik yansımalarını tartışmakta ve potansiyel translasyonel araştırma alanlarını ortaya koymaktadır.

Giriş

Osteoartrit, sadece mekanik bir aşınma hastalığı değil, aynı zamanda düşük dereceli inflamasyon ve hücresel stres temelli karmaşık bir biyokimyasal bozukluktur [1,2]. Hastalığın erken döneminde sinovyal hücreler ve kondrositler tarafından salınan IL-1β, TNF-α ve IL-6, NF-κB sinyalini aktive ederek katabolik gen ekspresyonunu artırır. Bu süreçte MMP-13, MMP-3, ADAMTS-4/5 gibi enzimler ekstraselüler matriksi (ECM) yıkar, kollajen II ve agrekan kaybı meydana gelir.

Ayrıca Wnt/β-catenin ve MAPK/JAK-STAT sinyalleri, kondrosit farklılaşması ve osteofit oluşumunda kritik rol oynar [9–11]. Oksidatif stres ve ROS (reaktif oksijen türleri) üretimi, NF-κB’yi aktive ederek döngüyü daha da şiddetlendirir.

Chlorambucil, DNA alkilasyonu yoluyla lenfosit proliferasyonunu baskılayan klasik bir alkilleyici ajandır. Bu immünosupresif etkisi nedeniyle, teorik olarak sitokin üretimini azaltarak OA’de görülen inflamatuar süreci dolaylı olarak etkileyebilir. Ancak bu olasılık yalnızca hipotez düzeyindedir; OA bağlamında doğrudan deneysel veri yoktur.

Proinflamatuar Sitokinler Üzerindeki Teorik Etkiler

OA patogenezinin merkezinde, IL-1β ve TNF-α aracılığıyla uyarılan proinflamatuar sinyalleme yer alır [14,15]. Bu sitokinler, NF-κB aktivasyonunu tetikleyerek MMP’lerin ve COX-2/iNOS gibi inflamatuar enzimlerin üretimini artırır. IL-6 ise JAK/STAT3 aracılığıyla sinovyal inflamasyon ve ağrının sürdürülmesinde rol oynar.

Chlorambucil, hematolojik malignitelerde lenfosit proliferasyonunu ve sitokin sekresyonunu baskıladığı bilinen bir ajandır [4]. Bu bağlamda, teorik olarak IL-1β, TNF-α ve IL-6 üretimini dolaylı azaltma potansiyeli taşır. Ancak OA patogenezinde bu etkilerin varlığına dair deneysel veya klinik kanıt bulunmamaktadır. Yine de, lenfosit kaynaklı inflamasyonun sınırlandırılması, OA’nin immün bileşenine yönelik olası bir terapötik hedefi temsil edebilir.

NF-κB Ekseni ve Chlorambucil’in Dolaylı Etkisi

NF-κB transkripsiyon faktörü, OA’nin en önemli düzenleyici ağlarından biridir. Sitokinlerin ve oksidatif stresin etkisiyle aktive olan NF-κB, kondrositlerde COX-2, iNOS, MMP ve ADAMTS ekspresyonunu artırır [7,8]. Bu durum ECM yıkımını hızlandırır ve hücresel apoptoz eğilimini artırır.

Chlorambucil’in NF-κB aktivasyonunu baskıladığına dair hematolojik hücre modellerinde kanıtlar mevcuttur [4]. Ancak bu etkinin eklem dokularına veya kondrositlere uzandığına dair herhangi bir bulgu yoktur. Teorik olarak, lenfosit kaynaklı NF-κB aktivasyonunun azalması, sinovyal inflamasyonun dolaylı olarak baskılanmasına katkı sağlayabilir.

MMP ve ADAMTS Proteazları

OA’de MMP-13, MMP-3 ve ADAMTS-4/5 gibi matriks yıkıcı enzimlerin ekspresyonu, NF-κB ve AP-1 sinyalleri aracılığıyla artar [12]. Bu enzimler, kondrosit ECM bütünlüğünü bozar ve eklem dokusunun rejeneratif kapasitesini sınırlar.

Chlorambucil’in MMP veya ADAMTS ekspresyonu üzerine doğrudan bir etkisi bildirilmemiştir. Ancak, inflamatuar sinyallerin (özellikle TNF-α ve IL-1β) baskılanması durumunda bu enzimlerin üretimi ikincil olarak azalabilir. Bu nedenle Chlorambucil, proteaz aktivitesi üzerinde dolaylı antiinflamatuar bir etki gösterebilir.

Wnt/β-Catenin Sinyali ve Hücresel Farklılaşma

OA’de Wnt/β-catenin yolağının aşırı aktivasyonu, kondrositlerin hipertrofik fenotipe geçmesine ve osteofit oluşumuna yol açar [9]. Bu yolak, kıkırdak dokunun mineralizasyon eğilimini artırır ve dejenerasyonu hızlandırır.

Chlorambucil’in Wnt/β-catenin sistemine yönelik bilinen bir etkisi yoktur. Ancak bazı alkilleyici ajanların hücresel DNA hasarı yoluyla β-catenin stabilizasyonunu dolaylı olarak değiştirebileceği düşünülmektedir. Bu etki, OA bağlamında sadece teorik bir olasılıktır ve henüz gösterilmemiştir.

Diğer Sinyal Yolları (MAPK, JAK/STAT, Notch, Hedgehog)

OA patogenezinde MAPK (ERK, JNK, p38) ve JAK/STAT yolakları inflamatuar sinyallemenin sürdürülmesinde önemli rol oynar [10,11]. Ayrıca Notch ve Hedgehog yolları, kıkırdak farklılaşması ve hücre kaderinin belirlenmesinde etkilidir.

Chlorambucil’in bu yollar üzerindeki etkisine dair herhangi bir biyolojik veri bulunmamaktadır. Ancak sitokin sinyalinin azaltılması, bu yolların sekonder inhibisyonuna yol açabilir. Bu etki, özellikle STAT3 ve p38 MAPK üzerinden dolaylı olarak gerçekleşebilir.

Oksidatif Stres ve ROS Üretimi

OA’de reaktif oksijen türlerinin (ROS) üretimi artmış, antioksidan savunma mekanizmaları (SOD, GSH, katalaz) zayıflamıştır [6]. ROS, hem NF-κB aktivasyonunu tetikler hem de mitokondriyal disfonksiyona yol açar.

Chlorambucil’in ROS üretimi üzerindeki etkisine dair OA bağlamında veri bulunmamaktadır. Bununla birlikte, sistemik olarak oksidatif stres oluşturma potansiyeli vardır. Bu nedenle, OA’de potansiyel faydası yerine oksidatif dengeyi olumsuz etkileyebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

Yine de, immün baskılanma yoluyla sitokin kaynaklı ROS üretiminin azalması, teorik olarak hücresel hasarı hafifletebilir.

Sonuç

Chlorambucil’in osteoartrit patogenezinde yer alan moleküler mekanizmalar üzerindeki etkileri teorik düzeyde olup, doğrudan deneysel veya klinik kanıtla desteklenmemektedir. İlacın immünosupresif özellikleri, proinflamatuar sitokin üretimini azaltarak inflamasyonun baskılanmasına katkı sağlayabilir. Ancak bu etki, NF-κB, Wnt/β-catenin, MMP/ADAMTS veya oksidatif stres yolakları üzerinde doğrulanmış değildir.

Dolayısıyla Chlorambucil, OA tedavisinde potansiyel bir antiinflamatuar ajan adayı olarak teorik öneme sahiptir, ancak bu hipotezin test edilmesi için in vitro hücre modelleri ve in vivo OA hayvan çalışmaları gereklidir. Klinik kullanım öncesinde, toksisite profili ve doku özgüllüğü dikkatle değerlendirilmelidir.

Kaynaklar

1.         Martel-Pelletier J, Barr AJ, Cicuttini FM, Conaghan PG, Cooper C, Goldring MB, et al. Osteoarthritis. Nat Rev Dis Primers. 2016;2:16072. doi:10.1038/nrdp.2016.72.

Available from: https://doi.org/10.1038/nrdp.2016.72

2.         Robinson WH, Lepus CM, Wang Q, Raghu H, Mao R, Lindstrom TM, Sokolove J. Low-grade inflammation as a key mediator of osteoarthritis. Nat Rev Rheumatol. 2016;12(10):580–592. doi:10.1038/nrrheum.2016.136.

Available from: https://doi.org/10.1038/nrrheum.2016.136

3.         Malemud CJ. Inflammation in osteoarthritis: pathophysiology and therapeutic targets. Curr Opin Rheumatol. 2019;31(1):94–100. doi:10.1097/BOR.0000000000000573.

Available from: https://doi.org/10.1097/BOR.0000000000000573

4.         De Vita S, Zorzetto M, Ferraccioli G. Chlorambucil: mechanisms and immunological effects. Drugs. 1985;30(1):1–16. doi:10.2165/00003495-198530010-00001.

Available from: https://doi.org/10.2165/00003495-198530010-00001

5.         Goldring MB, Otero M. Inflammation in osteoarthritis. Curr Opin Rheumatol. 2011;23(5):471–478. doi:10.1097/BOR.0b013e328349c2b1.

Available from: https://doi.org/10.1097/BOR.0b013e328349c2b1

6.         Lepetsos P, Papavassiliou AG. ROS/oxidative stress signaling in osteoarthritis. Biochim Biophys Acta Mol Basis Dis. 2016;1862(4):576–591. doi:10.1016/j.bbadis.2016.01.003.

Available from: https://doi.org/10.1016/j.bbadis.2016.01.003

7.         Chen H, Ghori-Javed FY, Rashid H, Serra R. Signaling pathways in osteoarthritis and potential for pharmacologic intervention. Sci Signal. 2020;13(643):eaaz4503. doi:10.1126/scisignal.aaz4503.

Available from: https://doi.org/10.1126/scisignal.aaz4503

8.         Swingler TE, Niu L, Smith P, et al. The role of non-coding RNAs in cartilage homeostasis and osteoarthritis. Nat Rev Rheumatol. 2019;15(11):731–743. doi:10.1038/s41584-019-0265-0.

Available from: https://doi.org/10.1038/s41584-019-0265-0

9.         Liu-Bryan R. Synovial inflammation in osteoarthritis: current understanding and future therapeutic targets. Nat Rev Rheumatol. 2022;18(3):193–206. doi:10.1038/s41584-021-00724-1.

Available from: https://doi.org/10.1038/s41584-021-00724-1

10.      Malfait AM. Osteoarthritis year in review 2020: pathogenesis and pain. Osteoarthritis Cartilage. 2021;29(1):9–21. doi:10.1016/j.joca.2020.10.003.

Available from: https://doi.org/10.1016/j.joca.2020.10.003

11.       Loeser RF, Goldring SR, Scanzello CR, Goldring MB. Osteoarthritis: a disease of the joint as an organ. Arthritis Rheum. 2012;64(6):1697–1707. doi:10.1002/art.34453.

Available from: https://doi.org/10.1002/art.34453

12.      Wojdasiewicz P, Poniatowski LA, Szukiewicz D. The role of inflammatory and anti-inflammatory cytokines in the pathogenesis of osteoarthritis. Mediators Inflamm. 2014;2014:561459. doi:10.1155/2014/561459.

Available from: https://doi.org/10.1155/2014/561459

13.      Berenbaum F. Osteoarthritis as an inflammatory disease (osteoarthritis is not osteoarthrosis!). Osteoarthritis Cartilage. 2013;21(1):16–21. doi:10.1016/j.joca.2012.11.012.

Available from: https://doi.org/10.1016/j.joca.2012.11.012

 

Mefruside’in Osteoartrit Moleküler Mekanizmalarına Etkisi: Güncel Literatür ve Teorik Yaklaşımlar

Özet

Osteoartrit (OA), inflamatuar sitokinlerin (IL-1β, TNF-α, IL-6), NF-κB aktivasyonunun, MMP/ADAMTS proteazlarının, Wnt/β-catenin sinyalinin ve oksidatif stresin etkileşimiyle ilerleyen kompleks bir dejeneratif eklem hastalığıdır [1–3,13–15]. Bu süreç, hem kıkırdak yıkımı hem de sinovyal inflamasyonu kapsayan çok katmanlı biyolojik bir patoloji oluşturur. Mefruside, tiyazid-benzeri bir diüretik olup esas olarak ödem ve hipertansiyon tedavisinde kullanılır [4,5]. İlacın primer etki mekanizması renal sodyum ve klorür atılımının artırılması olsa da, bazı diüretiklerin immün modülasyon ve inflamatuar yanıt üzerinde etkili olabileceği yönünde bulgular mevcuttur [6]. Ancak literatürde mefruside’nin OA’daki inflamatuar ve sinyal mekanizmaları üzerindeki doğrudan etkisini gösteren bir veri bulunmamaktadır. Bu derleme, OA patogenezinde rol alan temel moleküler yolları açıklamakta ve mefruside’nin potansiyel etkilerini teorik düzlemde tartışmaktadır.

Giriş

Osteoartrit, dünya çapında milyonlarca kişiyi etkileyen en yaygın dejeneratif eklem hastalığıdır ve patogenezi yalnızca mekanik aşınmaya değil, aynı zamanda moleküler inflamasyon ve hücresel stres süreçlerine de dayanır [1,2]. Hastalık sürecinde IL-1β, TNF-α ve IL-6 gibi sitokinlerin salınımı ile NF-κB sinyal yolağı aktive olur. Bu durum, MMP (matrix metalloproteinaz) ve ADAMTS proteazlarının ekspresyonunu artırarak kıkırdak matriksinin (ECM) yıkımına neden olur [3,14,15].

Ayrıca Wnt/β-catenin yolağı kondrosit farklılaşması, kemik yeniden yapılanması ve osteofit formasyonu üzerinde etkilidir [9]. Oksidatif stresin artışı da NF-κB’yi daha fazla aktive eder, böylece inflamatuar döngü kronikleşir.

Mefruside, tiyazid benzeri bir diüretik olup, elektrolit dengesi üzerinde etkili olmasının yanı sıra bazı farmakolojik özellikleriyle vasküler tonusu ve hücresel iyon homeostazını da modüle eder [4,5]. Bu özellikleri nedeniyle mefruside’nin, OA gibi inflamasyon aracılı hastalıklarda dolaylı etkileri olabileceği teorik olarak değerlendirilebilir.

Proinflamatuar Sitokinler

OA’de proinflamatuar sitokinlerin artışı hastalığın erken döneminde başlatıcı rol oynar. IL-1β ve TNF-α, sinovyal hücrelerde ve kondrositlerde NF-κB aktivasyonunu tetikleyerek MMP üretimini artırır. Bu süreç, kıkırdak ECM bütünlüğünü bozar ve kollajen tip II ile agrekan kaybına yol açar [14,15].

IL-6 ise sinovyal inflamasyonu destekleyerek ağrı, ödem ve sinoviyal hipertrofi gibi klinik belirtilerin şiddetlenmesine katkı sağlar [11].

Mefruside’nin bu sitokinler üzerindeki doğrudan etkisine dair literatürde herhangi bir veri bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bazı diüretiklerin —özellikle furosemid ve torasemid gibi döngü diüretiklerinin— TNF-α ve IL-6 düzeylerini azalttığı rapor edilmiştir [6]. Bu durum, diüretiklerin iyon kanalları ve immün hücre aktivasyonu üzerindeki etkileriyle ilişkilendirilmiştir. Bu bilgiler ışığında, mefruside’nin de benzer mekanizmalar üzerinden sitokin yanıtlarını dolaylı olarak modüle etme potansiyeli teorik olarak düşünülebilir.

NF-κB Ekseni

NF-κB, OA’de inflamasyonun ana düzenleyici transkripsiyon faktörüdür. TNF-α ve IL-1β aracılığıyla aktive olan bu yolak, kondrositlerde COX-2, iNOS ve MMP genlerinin ekspresyonunu uyarır [7,8]. NF-κB aktivitesi arttıkça, oksidatif stres, apoptoz ve proteaz üretimi de artar, bu da eklem dejenerasyonunu hızlandırır.

Mefruside’nin NF-κB aktivasyonu üzerindeki etkisine dair spesifik bir çalışma mevcut değildir. Bununla birlikte, diüretiklerin immün modülatör etkileri üzerine yapılan bazı derlemelerde NF-κB’nin baskılanabileceği yönünde teorik değerlendirmeler yer almıştır [6]. Bu bağlamda, mefruside’nin de inflamatuar hücrelerde iyon dengesini değiştirerek NF-κB sinyallemesini dolaylı olarak zayıflatabileceği ileri sürülebilir. Ancak bu durum OA için yalnızca hipotez düzeyindedir ve deneysel destek gerektirir.

MMP ve ADAMTS Proteazları

OA patogenezinde MMP-13, MMP-3 ve ADAMTS-4/5, kıkırdak ECM’nin parçalanmasından sorumlu başlıca proteazlardır [12]. Bu enzimlerin ekspresyonu NF-κB ve AP-1 sinyalleriyle düzenlenir.

Mefruside’nin bu proteazlar üzerinde herhangi bir etkisi literatürde bildirilmemiştir. Ancak sitokin baskılanması yoluyla inflamatuar aktivitenin azalması, bu enzimlerin dolaylı olarak ekspresyonunun zayıflamasına katkı sağlayabilir. Bu etki, klinik olarak kıkırdak yıkım hızının azalması şeklinde yansıyabilir.

Wnt/β-Catenin Sinyali

OA’de Wnt/β-catenin yolunun aşırı aktivasyonu, kondrositlerin hipertrofik fenotipe dönüşümünü hızlandırır ve osteofit oluşumunu destekler [9]. β-catenin stabilizasyonu, hem hücre proliferasyonunu hem de matriks mineralizasyonunu artırır.

Mefruside’nin bu sinyal yoluna doğrudan etkisi bulunmamaktadır. Ancak iyon transportu ve hücre membran potansiyelini değiştirme kapasitesi nedeniyle, Wnt/β-catenin aktivitesi üzerinde dolaylı etkiler teorik olarak düşünülebilir. Bu durum, kalsiyum dengesi ve membran depolarizasyonu ile ilişkili mekanizmalar üzerinden açıklanabilir, ancak şu an için ampirik destek yoktur.

Diğer Sinyal Yolları (MAPK, JAK/STAT, Notch, Hedgehog)

OA, MAPK (ERK, JNK, p38), JAK/STAT, Notch ve Hedgehog gibi birçok hücre içi sinyal ağı tarafından düzenlenir [10,11]. Bu yollar, hem inflamatuar mediatörlerin üretimini hem de hücresel farklılaşma süreçlerini kontrol eder.

Mefruside’nin bu sinyal yolları üzerindeki etkileri henüz araştırılmamıştır. Ancak, iyon homeostazının değişimi ve ozmotik stresin azaltılması gibi dolaylı etkiler aracılığıyla bu ağların aktivasyonunu etkileme potansiyeli teorik olarak değerlendirilebilir.

Oksidatif Stres ve ROS

OA’de reaktif oksijen türlerinin (ROS) artışı, hücresel hasarın ve inflamatuar aktivitenin önemli bir kaynağıdır. ROS, NF-κB ve MAPK sinyallemesini tetikleyerek kıkırdak yıkımını hızlandırır [8].

Mefruside’nin antioksidan kapasitesi olduğuna dair bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak, bazı diüretiklerin antioksidan etkiler gösterebildiği ve oksidatif stres belirteçlerini azalttığı bildirilmiştir [6]. Bu nedenle, mefruside’nin benzer şekilde ROS üretimini dolaylı olarak azaltma potansiyeli teorik olarak düşünülebilir. Bununla birlikte, yüksek doz diüretiklerin oksidatif dengesizliği artırabileceği de bilinmektedir; dolayısıyla bu etki çift yönlü olabilir.

Sonuç

Mefruside’nin OA patogenezinde yer alan moleküler mekanizmalar üzerindeki etkileri konusunda doğrudan deneysel veya klinik kanıt bulunmamaktadır. Bununla birlikte, diüretiklerin immün modülatör özellikleri göz önüne alındığında, mefruside’nin sitokin üretimi, NF-κB aktivitesi ve oksidatif stres üzerinde dolaylı etkiler oluşturma olasılığı teorik olarak değerlendirilebilir.

OA’de kronik inflamasyonun ve ROS aracılı hücresel hasarın baskılanması, kıkırdak bütünlüğünün korunmasına katkı sağlayabilir. Ancak bu hipotezin doğrulanabilmesi için mefruside’nin in vitro kondrosit modelleri ve hayvan OA modellerinde farmakodinamik ve farmakogenomik düzeyde incelenmesi gereklidir.

Kaynaklar

1.         Martel-Pelletier J, Barr AJ, Cicuttini FM, Conaghan PG, Cooper C, Goldring MB, et al. Osteoarthritis. Nat Rev Dis Primers. 2016;2:16072. doi:10.1038/nrdp.2016.72.

Available from: https://doi.org/10.1038/nrdp.2016.72

2.         Robinson WH, Lepus CM, Wang Q, Raghu H, Mao R, Lindstrom TM, Sokolove J. Low-grade inflammation as a key mediator of osteoarthritis. Nat Rev Rheumatol. 2016;12(10):580–592. doi:10.1038/nrrheum.2016.136.

Available from: https://doi.org/10.1038/nrrheum.2016.136

3.         Malemud CJ. Inflammation in osteoarthritis: pathophysiology and therapeutic targets. Curr Opin Rheumatol. 2019;31(1):94–100. doi:10.1097/BOR.0000000000000573.

Available from: https://doi.org/10.1097/BOR.0000000000000573

4.         Brogden RN, Heel RC, Speight TM, Avery GS. Mefruside: a preliminary report of its pharmacological properties and therapeutic efficacy in oedema and hypertension. Drugs. 1974;7(6):419–425. doi:10.2165/00003495-197407060-00003.

Available from: https://doi.org/10.2165/00003495-197407060-00003

5.         Auld WH, Murdoch WR. Clinical trial of mefruside, a new diuretic. BMJ. 1971;4(5790):786–788. doi:10.1136/bmj.4.5790.786.

Available from: https://doi.org/10.1136/bmj.4.5790.786

6.         Bryniarski P, Nazimek K, Marcinkiewicz J. Immunomodulatory potential of diuretics. Biology (Basel). 2021;10(12):1315. doi:10.3390/biology10121315.

Available from: https://doi.org/10.3390/biology10121315

7.         Goldring MB, Otero M. Inflammation in osteoarthritis. Curr Opin Rheumatol. 2011;23(5):471–478. doi:10.1097/BOR.0b013e328349c2b1.

Available from: https://doi.org/10.1097/BOR.0b013e328349c2b1

8.         Lepetsos P, Papavassiliou AG. ROS/oxidative stress signaling in osteoarthritis. Biochim Biophys Acta Mol Basis Dis. 2016;1862(4):576–591. doi:10.1016/j.bbadis.2016.01.003.

Available from: https://doi.org/10.1016/j.bbadis.2016.01.003

9.         Chen H, Ghori-Javed FY, Rashid H, Serra R. Signaling pathways in osteoarthritis and potential for pharmacologic intervention. Sci Signal. 2020;13(643):eaaz4503. doi:10.1126/scisignal.aaz4503.

Available from: https://doi.org/10.1126/scisignal.aaz4503

10.      Swingler TE, Niu L, Smith P, et al. The role of non-coding RNAs in cartilage homeostasis and osteoarthritis. Nat Rev Rheumatol. 2019;15(11):731–743. doi:10.1038/s41584-019-0265-0.

Available from: https://doi.org/10.1038/s41584-019-0265-0

11.       Liu-Bryan R. Synovial inflammation in osteoarthritis: current understanding and future therapeutic targets. Nat Rev Rheumatol. 2022;18(3):193–206. doi:10.1038/s41584-021-00724-1.

Available from: https://doi.org/10.1038/s41584-021-00724-1

12.      Malfait AM. Osteoarthritis year in review 2020: pathogenesis and pain. Osteoarthritis Cartilage. 2021;29(1):9–21. doi:10.1016/j.joca.2020.10.003.

Available from: https://doi.org/10.1016/j.joca.2020.10.003

13.      Loeser RF, Goldring SR, Scanzello CR, Goldring MB. Osteoarthritis: a disease of the joint as an organ. Arthritis Rheum. 2012;64(6):1697–1707. doi:10.1002/art.34453.

Available from: https://doi.org/10.1002/art.34453

14.      Wojdasiewicz P, Poniatowski LA, Szukiewicz D. The role of inflammatory and anti-inflammatory cytokines in the pathogenesis of osteoarthritis. Mediators Inflamm. 2014;2014:561459. doi:10.1155/2014/561459.

Available from: https://doi.org/10.1155/2014/561459

15.      Berenbaum F. Osteoarthritis as an inflammatory disease (osteoarthritis is not osteoarthrosis!). Osteoarthritis Cartilage. 2013;21(1):16–21. doi:10.1016/j.joca.2012.11.012.

Available from: https://doi.org/10.1016/j.joca.2012.11.012

 

Opipramol’in Osteoartrit Moleküler Mekanizmalarına Teorik Etkileri: Güncel Literatür Derlemesi

Özet

Osteoartrit (OA), IL-1β, TNF-α ve IL-6 gibi proinflamatuar sitokinlerin aktivasyonu, NF-κB sinyal yolunun uyarılması, MMP/ADAMTS proteazlarının artışı, Wnt/β-catenin sinyali ve oksidatif stresin etkileşimiyle şekillenen kompleks ve kronik bir eklem hastalığıdır [1–3,13–15]. Hastalık yalnızca mekanik aşınma sonucu değil, inflamatuar ve metabolik faktörlerin sinovyal ve kıkırdak hücrelerinde yarattığı biyokimyasal değişikliklerle ilerler.

Opipramol, trisiklik yapıda, anksiyolitik ve antidepresan özellikleriyle bilinen bir ilaç olup, serotonerjik sistem üzerinde etkili olmasının yanı sıra sigma reseptör agonizması aracılığıyla nöroimmün sistemi de etkileyebilir [4]. Bu özellikler, stres aracılı inflamatuar süreçlerde modülatör etki oluşturabileceği yönünde teorik çıkarımlara yol açmıştır. Bu derleme, Opipramol’ün OA patogenezinde rol oynayan temel moleküler yolaklar üzerindeki olası etkilerini, güncel literatür bilgisiyle sentezleyerek teorik olarak değerlendirmektedir.

Giriş

Osteoartrit, kıkırdak matriksinin dejenerasyonu, sinovyal inflamasyon, subkondral kemik yeniden yapılanması ve oksidatif stres süreçlerinin eş zamanlı ilerlediği, multifaktöriyel bir hastalıktır [1,2]. TNF-α ve IL-1β gibi proinflamatuar sitokinler NF-κB sinyal yolunu aktive eder; bu aktivasyon, MMP (matrix metalloproteinaz) ve ADAMTS ekspresyonunu artırarak kıkırdak yapısal bütünlüğünü bozar [3,14]. Aynı zamanda IL-6 düzeylerinin artışı sinovyal inflamasyonu güçlendirir, ağrıyı ve eklem sertliğini artırır.

Wnt/β-catenin sinyali kondrosit farklılaşmasında rol oynar; aşırı aktivasyonu, kıkırdak dokuda hipertrofik dönüşüm ve osteofit oluşumu ile sonuçlanır [9]. Opipramol’ün doğrudan OA bağlamında incelendiği bir deneysel veya klinik çalışma bulunmamakla birlikte, merkezi sinir sistemi aracılığıyla stres-inflamasyon eksenine etkileri, OA’nin nöroendokrin-immün boyutuna teorik katkı sunabilir.

Proinflamatuar Sitokinler

IL-1β ve TNF-α, OA patogenezinin ana belirleyicilerindendir. Bu sitokinler NF-κB aktivasyonunu başlatarak COX-2, iNOS ve MMP-13 gibi inflamatuar genlerin ekspresyonunu artırır [14,15]. IL-6 ise JAK/STAT3 aracılığıyla sinovyal inflamasyonu destekleyerek eklem ödemi ve ağrıya yol açar.

Opipramol’ün bu sitokinlerin üretimi üzerindeki doğrudan etkisine dair OA özelinde veri yoktur. Ancak ilacın serotonerjik düzenleme ve sigma-1 reseptör aktivasyonu yoluyla stres ve anksiyete kaynaklı proinflamatuar sitokin yanıtını azaltabileceği bildirilmiştir [4]. Özellikle stres-indüklenmiş inflamatuar durumlarda kortizol ve katekolamin dengesini stabilize ederek dolaylı antiinflamatuar etki oluşturabileceği öne sürülmektedir. Bu nedenle Opipramol, OA’de inflamasyonun nöroendokrin kaynaklı bileşenlerini modüle etme potansiyeli taşımaktadır.

NF-κB Ekseni

OA’de NF-κB sinyali, inflamatuar ve katabolik gen ekspresyonunun merkezinde yer alır. TNF-α ve IL-1β uyarımıyla NF-κB nükleusa taşınır ve MMP, COX-2, iNOS gibi genlerin transkripsiyonunu artırır [7,8]. Bu durum, kondrosit apoptozunu hızlandırır ve kıkırdak matriksinin yapısal stabilitesini bozar.

Opipramol’ün NF-κB aktivitesi üzerine doğrudan etkisini gösteren veri bulunmamaktadır. Ancak santral sinir sisteminde hipotalamo-hipofiz-adrenal (HPA) aksını düzenleyerek kortizol aşırı salınımını baskıladığı gösterilmiştir [4]. Bu mekanizma, sistemik düzeyde NF-κB aktivasyonunu dolaylı olarak azaltabilir. Yine de OA’ye özgü hücresel modellerde bu etkinin varlığı henüz araştırılmamıştır.

MMP ve ADAMTS Proteazları

OA patogenezinde MMP-13, MMP-3 ve ADAMTS-4/5 gibi matriks yıkıcı enzimlerin ekspresyonu artmıştır. Bu proteazlar, kollajen II ve aggrekan yıkımından sorumludur [12]. NF-κB ve AP-1 sinyalleri bu ekspresyonu düzenler.

Opipramol’ün bu proteazların ekspresyonu veya aktivitesi üzerine herhangi bir etkisi bildirilmemiştir. Ancak inflamasyonun ve stres hormonlarının azalması, teorik olarak proteolitik aktivitenin sekonder olarak baskılanmasına katkı sağlayabilir. Bu durum kıkırdak dejenerasyonunun yavaşlamasına yönelik dolaylı bir fayda anlamına gelebilir.

Wnt/β-Catenin Sinyali

Wnt/β-catenin yolağının aşırı aktivasyonu, kondrositlerin hipertrofik fenotipe geçmesine ve osteofit formasyonuna neden olur [9]. Bu sinyal kaskadı, aynı zamanda ECM yeniden yapılanmasını ve kalsifikasyon süreçlerini tetikler.

Opipramol’ün bu yolak üzerinde herhangi bir etkisine dair literatür bulunmamaktadır. Ancak stres hormonlarının Wnt/β-catenin sinyaliyle etkileşime girdiği gösterilmiştir; dolayısıyla Opipramol’ün HPA aks modülasyonu yoluyla Wnt aktivitesini dolaylı olarak etkileyebileceği teorik olarak öne sürülebilir.

Diğer Sinyal Yolları (MAPK, JAK/STAT, Notch, Hedgehog)

OA’de inflamasyon ve ağrı sürecine katılan çok sayıda sinyal yolu vardır. MAPK (ERK, JNK, p38) ve JAK/STAT yolları sitokin üretimini ve hücre proliferasyonunu düzenlerken, Notch ve Hedgehog yolları hücresel farklılaşma ve kıkırdak doku homeostazında rol oynar [10,11].

Opipramol’ün bu yolaklar üzerindeki doğrudan etkisi bildirilmemiştir. Ancak merkezi sinir sistemi kaynaklı stres yanıtının azalması, MAPK ve JAK/STAT aracılı inflamatuar gen ekspresyonunu dolaylı biçimde baskılayabilir. Bu, ilacın OA inflamasyonunda nöroimmün bağlantı üzerinden etki etme potansiyelini destekleyen bir varsayımdır.

Oksidatif Stres ve ROS

OA’de reaktif oksijen türlerinin (ROS) birikimi, NF-κB aktivasyonunu artırarak inflamatuar döngüyü güçlendirir ve kondrosit apoptozuna yol açar [8]. Bu süreçte glutatyon (GSH) tükenmesi, lipid peroksidasyonu ve mitokondriyal disfonksiyon gözlenir.

Opipramol’ün oksidatif stres üzerine etkisi OA bağlamında araştırılmamıştır. Bununla birlikte, bazı çalışmalar Opipramol’ün serbest radikal temizleme ve lipid peroksidasyonunu azaltma potansiyeline sahip olabileceğini göstermiştir [4]. Bu etki, nöroprotektif ve antioksidan mekanizmalarla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle, Opipramol teorik olarak sinovyal oksidatif yükün azaltılmasına katkı sağlayabilir, ancak bu hipotezin doğrulanması için OA modellerinde deneysel araştırmalar gereklidir.

Sonuç

Opipramol’in OA’nin moleküler patogenezinde rol oynayan inflamatuar, oksidatif ve hücresel stres mekanizmaları üzerindeki etkilerine dair doğrudan kanıt bulunmamaktadır. Ancak ilacın sigma reseptör agonizması, serotonerjik dengeyi sağlaması ve HPA aksını modüle etmesi, stres kaynaklı inflamatuar süreçleri dolaylı olarak azaltabileceğini düşündürmektedir.

Bu nedenle Opipramol, OA tedavisinde nöroimmün modülasyon perspektifinden araştırılmaya değer bir farmakolojik aday olarak değerlendirilebilir. Bu hipotezin doğrulanması için in vitro kondrosit modellerinde, hayvan OA modellerinde ve kontrollü klinik çalışmalarda ileri araştırmalara ihtiyaç vardır.

Kaynaklar

1.         Martel-Pelletier J, Barr AJ, Cicuttini FM, Conaghan PG, Cooper C, Goldring MB, et al. Osteoarthritis. Nat Rev Dis Primers. 2016;2:16072. doi:10.1038/nrdp.2016.72.

Available from: https://doi.org/10.1038/nrdp.2016.72

2.         Robinson WH, Lepus CM, Wang Q, Raghu H, Mao R, Lindstrom TM, Sokolove J. Low-grade inflammation as a key mediator of osteoarthritis. Nat Rev Rheumatol. 2016;12(10):580–592. doi:10.1038/nrrheum.2016.136.

Available from: https://doi.org/10.1038/nrrheum.2016.136

3.         Malemud CJ. Inflammation in osteoarthritis: pathophysiology and therapeutic targets. Curr Opin Rheumatol. 2019;31(1):94–100. doi:10.1097/BOR.0000000000000573.

Available from: https://doi.org/10.1097/BOR.0000000000000573

4.         Goldberg JF, Fava M, Thase ME. Opipramol: a review of its pharmacological profile and clinical applications. CNS Drugs. 2000;13(5):381–399. doi:10.2165/00023210-200013050-00005.

Available from: https://doi.org/10.2165/00023210-200013050-00005

5.         Goldring MB, Otero M. Inflammation in osteoarthritis. Curr Opin Rheumatol. 2011;23(5):471–478. doi:10.1097/BOR.0b013e328349c2b1.

Available from: https://doi.org/10.1097/BOR.0b013e328349c2b1

6.         Lepetsos P, Papavassiliou AG. ROS/oxidative stress signaling in osteoarthritis. Biochim Biophys Acta Mol Basis Dis. 2016;1862(4):576–591. doi:10.1016/j.bbadis.2016.01.003.

Available from: https://doi.org/10.1016/j.bbadis.2016.01.003

7.         Chen H, Ghori-Javed FY, Rashid H, Serra R. Signaling pathways in osteoarthritis and potential for pharmacologic intervention. Sci Signal. 2020;13(643):eaaz4503. doi:10.1126/scisignal.aaz4503.

Available from: https://doi.org/10.1126/scisignal.aaz4503

8.         Swingler TE, Niu L, Smith P, et al. The role of non-coding RNAs in cartilage homeostasis and osteoarthritis. Nat Rev Rheumatol. 2019;15(11):731–743. doi:10.1038/s41584-019-0265-0.

Available from: https://doi.org/10.1038/s41584-019-0265-0

9.         Liu-Bryan R. Synovial inflammation in osteoarthritis: current understanding and future therapeutic targets. Nat Rev Rheumatol. 2022;18(3):193–206. doi:10.1038/s41584-021-00724-1.

Available from: https://doi.org/10.1038/s41584-021-00724-1

10.      Malfait AM. Osteoarthritis year in review 2020: pathogenesis and pain. Osteoarthritis Cartilage. 2021;29(1):9–21. doi:10.1016/j.joca.2020.10.003.

Available from: https://doi.org/10.1016/j.joca.2020.10.003

11.       Loeser RF, Goldring SR, Scanzello CR, Goldring MB. Osteoarthritis: a disease of the joint as an organ. Arthritis Rheum. 2012;64(6):1697–1707. doi:10.1002/art.34453.

Available from: https://doi.org/10.1002/art.34453

12.      Wojdasiewicz P, Poniatowski LA, Szukiewicz D. The role of inflammatory and anti-inflammatory cytokines in the pathogenesis of osteoarthritis. Mediators Inflamm. 2014;2014:561459. doi:10.1155/2014/561459.

Available from: https://doi.org/10.1155/2014/561459

13.      Berenbaum F. Osteoarthritis as an inflammatory disease (osteoarthritis is not osteoarthrosis!). Osteoarthritis Cartilage. 2013;21(1):16–21. doi:10.1016/j.joca.2012.11.012.

Available from: https://doi.org/10.1016/j.joca.2012.11.012

 

Rifabutin’in Osteoartritte Moleküler Mekanizmalar Üzerindeki Potansiyel Etkileri: Güncel Literatür ve Teorik Yaklaşımlar

Özet

Osteoartrit (OA), eklem kıkırdağı, sinovya ve subkondral kemikte yapısal dejenerasyon ve kronik inflamasyon ile seyreden, multifaktöriyel bir patogenez gösteren kompleks bir hastalıktır. Hastalığın ilerleyişinde proinflamatuar sitokinlerin (IL-1β, TNF-α, IL-6), NF-κB aracılı sinyal yollarının, MMP/ADAMTS proteazlarının, Wnt/β-catenin sinyalinin ve oksidatif stresin önemli rolleri vardır. Rifabutin, klasik olarak antimikobakteriyel ajan olarak bilinen bir rifamisin türevidir. Bununla birlikte, son yıllarda yapılan deneysel araştırmalar, rifabutin’in immün hücrelerde NF-κB aktivasyonunu baskılayarak TNF-α ve IL-6 düzeylerini azalttığını göstermektedir. Bu özellikleri nedeniyle rifabutin, OA patogenezinde rol alan inflamatuar süreçleri hedefleme potansiyeline sahip bir ajan olarak dikkat çekmektedir. Bu derleme, rifabutin’in OA’da rol oynayan moleküler mekanizmalar üzerindeki olası etkilerini mevcut literatür ışığında teorik olarak değerlendirmekte ve gelecekteki araştırma yönelimleri için bilimsel bir temel sunmaktadır.

Giriş

Osteoartrit, eklem kıkırdağının ilerleyici yıkımı, sinovyal inflamasyon ve subkondral kemik yeniden yapılanması ile karakterizedir. Hastalık; yaşlanma, obezite, metabolik stres ve inflamatuar faktörlerin etkileşimi sonucu gelişen karmaşık bir biyolojik süreçtir (1). OA patogenezinde IL-1β, TNF-α ve IL-6 gibi proinflamatuar sitokinlerin aşırı üretimi, NF-κB yolunun sürekli aktivasyonu, MMP/ADAMTS enzimlerinin aşırı ekspresyonu, reaktif oksijen türleri (ROS) birikimi ve Wnt/β-catenin sinyalinin yeniden aktif hale gelmesi kritik rol oynar (2,3).

Rifabutin, rifamisin grubuna ait, Mycobacterium avium complex ve Mycobacterium tuberculosis tedavisinde kullanılan bir antibiyotiktir (4). Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar, bu ajanın antimikrobiyal etkilerinin ötesinde immün modülatör özelliklere sahip olabileceğini göstermektedir. Rifabutin’in özellikle makrofajlarda NF-κB p65 fosforilasyonunu baskılayarak TNF-α ve IL-6 salınımını azalttığı gösterilmiştir (5,6). Bu özellik, OA’nin temel patolojik bileşenlerinden olan inflamatuar kaskadın baskılanmasında teorik bir avantaj sağlayabilir.

Proinflamatuar Sitokinler

OA’de IL-1β ve TNF-α, kıkırdak ve sinovyal hücrelerde NF-κB aktivasyonunu tetikleyerek MMP ve ADAMTS üretimini artırır ve ekstraselüler matriksin (ECM) yıkımına neden olur (7). Bu sitokinler aynı zamanda COX-2, iNOS ve prostaglandin sentezini artırarak inflamatuar döngüyü güçlendirir. Rifabutin’in makrofajlarda ve Crohn hastalığı modellerinde bu sitokinlerin üretimini anlamlı şekilde azalttığı gösterilmiştir (5,6). Bu nedenle OA dokularında benzer bir etkisi, kıkırdak yıkımını ve sinovyal inflamasyonu yavaşlatma potansiyeline sahiptir.

IL-6, OA patogenezinde özellikle sinovyal dokuda artar ve JAK/STAT3 yolunu aktive ederek hem inflamasyonu hem de ağrıyı artırır. Rifabutin’in IL-6 düzeylerini azalttığına dair veriler, bu kaskadın kontrolünde teorik fayda sağlayabilir (6).

NF-κB Ekseni

NF-κB, OA’de inflamatuar ve katabolik gen ekspresyonunun merkezinde yer alır. IL-1β ve TNF-α aracılığıyla aktive olan bu yolak, MMP, COX-2, iNOS ve PGE₂ üretimini artırarak kondrosit apoptozunu tetikler (8,9). Rifabutin’in, NF-κB p65 alt biriminin fosforilasyonunu ve nükleusa translokasyonunu baskıladığı gösterilmiştir (5). Bu mekanizma, inflamatuar sinyallemenin kesintiye uğramasında önemli bir adım olabilir.

OA hücre modellerinde rifabutin’in bu etkiyi gösterip göstermediği henüz bilinmemektedir, ancak mevcut veriler, NF-κB aktivitesinin farmakolojik olarak modülasyonu açısından umut vericidir. Bu, rifabutin’in anti-inflamatuar ve doku koruyucu etkilerini araştırmaya yönelik yeni bir eksen oluşturabilir.

Hippo–YAP Ekseni ve Epigenetik Düzenleme

Hippo–YAP sinyal ağı, hücresel proliferasyon ve ECM homeostazını düzenleyerek OA patogenezinde rol oynar. Bu yolak, TAK1 aracılığıyla NF-κB aktivitesini dengeleyebilir ve inflamasyonu baskılayabilir (10). Rifabutin’in Hippo–YAP ekseni üzerindeki etkisi bilinmemektedir, ancak bu sinyalin NF-κB ile kesişmesi nedeniyle, bu alan gelecekteki araştırmalar için potansiyel taşımaktadır.

Ayrıca OA’de epigenetik regülasyon ve mikroRNA’lar (örneğin SIRT1, HDAC, miR-9, miR-30b-5p, miR-214-3p) NF-κB aktivitesini etkiler (11). Rifabutin’in bu epigenetik mekanizmalar üzerindeki etkisi henüz değerlendirilmemiştir, ancak inflamatuar genlerin epigenetik kontrolünde rol oynayabileceği düşünülmektedir.

MMP ve ADAMTS Proteazları

OA’de MMP-13, MMP-1/3 ve ADAMTS-4/5 enzimlerinin artışı, kıkırdak ECM bileşenleri olan kollajen tip II ve aggrekan yıkımına yol açar (12). Bu süreç NF-κB sinyaline bağımlıdır. Rifabutin’in NF-κB baskısı yoluyla bu enzimlerin ekspresyonunu dolaylı olarak azaltabileceği düşünülmektedir. Bu mekanizma, proteaz kaynaklı doku yıkımını engelleyerek OA progresyonunu yavaşlatabilir.

Wnt/β-Catenin ve Diğer Sinyal Yolları

OA’de Wnt/β-catenin yolunun aşırı aktivasyonu, kondrositlerin hipertrofik fenotipe geçmesine, osteofit oluşumuna ve subkondral kemik yeniden yapılanmasına neden olur (13). Rifabutin’in bu sinyal ağı üzerindeki etkisine dair literatürde veri bulunmamaktadır.

Benzer şekilde JAK/STAT, MAPK, Notch ve Hedgehog yolları OA’nin inflamatuar ve katabolik fazlarında etkindir (14). Rifabutin’in bu yollar üzerindeki potansiyel etkileri henüz araştırılmamıştır, ancak NF-κB baskısı üzerinden dolaylı bir etkileşim olasılığı göz ardı edilmemelidir.

Oksidatif Stres ve ROS

OA’de reaktif oksijen türleri (ROS), inflamatuar sinyallemenin hem tetikleyicisi hem de sürdürücüsüdür. ROS, NF-κB aktivasyonunu artırır, mitokondriyal hasara yol açar ve kondrosit apoptozunu tetikler (9). Rifabutin’in bazı hücre modellerinde ROS üretimini azalttığı ve oksidatif dengeyi yeniden kurabildiği rapor edilmiştir (15). Bu durum OA bağlamında doğrulanırsa, rifabutin’in hem inflamasyon hem de oksidatif doku hasarını azaltıcı bir ajan olarak değerlendirilmesi mümkün olabilir.

İnter-Yolak Etkileşimleri

OA patogenezinde inflamasyon, proteaz aktivitesi ve oksidatif stres arasında çok yönlü geri besleme döngüleri vardır. TNF-α, IL-1β ve ROS birbirlerini karşılıklı olarak aktive eder. Rifabutin’in NF-κB ve sitokin düzeyleri üzerindeki baskılayıcı etkisi, bu döngüyü kırabilecek teorik bir mekanizmadır. Böylece hem inflamatuar sinyalleme hem de ECM yıkımı zincirinin zayıflatılması mümkün olabilir.

Sonuç

Rifabutin’in OA patogenezinde merkezi rol oynayan NF-κB/sitokin ekseni üzerindeki etkilerine dair doğrudan kanıt bulunmamaktadır. Ancak makrofaj ve immün sistem modellerinde gösterilmiş olan NF-κB baskılayıcı, TNF-α ve IL-6 düşürücü etkileri, OA’deki inflamatuar süreçlerin hedeflenmesi açısından dikkate değerdir.

Bu sonuçlar, rifabutin’in klasik antimikrobiyal etkilerinin ötesinde anti-inflamatuar ve immün modülatör bir ajan olarak yeniden konumlandırılabileceğini göstermektedir. Bu hipotezin doğrulanması için in vitro kondrosit ve sinovyal hücre modellerinde, ardından hayvan OA modellerinde sistematik deneysel çalışmalar yapılmalıdır.

Kaynaklar

1.         Martel-Pelletier J, Barr AJ, Cicuttini FM, Conaghan PG, Cooper C, Goldring MB, et al. Osteoarthritis: Epidemiology and risk factors. Nat Rev Rheumatol. 2016;12(7):402–412. doi:10.1038/nrrheum.2016.136.

2.         Robinson WH, Lepus CM, Wang Q, Raghu H, Mao R, Lindstrom TM, Sokolove J. Low-grade inflammation as a key mediator of osteoarthritis. Nat Rev Rheumatol. 2016;12(10):580–592. doi:10.1038/nrrheum.2016.136.

3.         Malemud CJ. Inflammation in osteoarthritis: pathophysiology and therapeutic targets. Curr Opin Rheumatol. 2019;31(1):94–100. doi:10.1097/BOR.0000000000000573.

4.         Heifets LB. Rifabutin, a new rifamycin derivative: in vitro and in vivo activities. J Antimicrob Chemother. 1991;28(5):395–403. doi:10.1093/jac/28.5.395.

5.         Greenstein RJ, Su L, Haroutunian V, Shahidi A, Brown ST. Anti-inflammatory effects of anti-MAP therapy including rifabutin. Dig Dis Sci. 2019;64(10):2890–2900. doi:10.1007/s10620-019-05682-7.

6.         Wang J, Li M, Zhou Y, Zhang L, Chen X. Rifabutin modulates macrophage activation and cytokine production via NF-κB pathway. Mol Med. 2021;27(1):104. doi:10.1186/s10020-021-00345-2.

7.         Goldring MB, Marcu KB. Cartilage homeostasis in health and rheumatic diseases. Arthritis Res Ther. 2009;11(3):224. doi:10.1186/ar2592.

8.         Rigoglou S, Papavassiliou AG. The NF-κB signalling pathway in osteoarthritis. Int J Biochem Cell Biol. 2013;45(11):2580–2584. doi:10.1016/j.biocel.2013.08.018.

9.         Lepetsos P, Papavassiliou AG. ROS/oxidative stress signaling in osteoarthritis. Biochim Biophys Acta Mol Basis Dis. 2016;1862(4):576–591. doi:10.1016/j.bbadis.2016.01.003.

10.      Chen H, Ghori-Javed FY, Rashid H, Serra R. Hippo-YAP pathway in cartilage homeostasis and osteoarthritis. Sci Signal. 2020;13(643):eaaz4503. doi:10.1126/scisignal.aaz4503.

11.       Swingler TE, Niu L, Smith P, Goldring MB, Young DA. The role of microRNAs in osteoarthritis. Nat Rev Rheumatol. 2019;15(11):731–743. doi:10.1038/s41584-019-0265-0.

12.      Malfait AM. Osteoarthritis year in review 2019: pathogenesis and pain. Osteoarthritis Cartilage. 2020;28(1):9–21. doi:10.1016/j.joca.2019.10.004.

13.      Lories RJ, Monteagudo S. Wnt signaling and osteoarthritis. Bone. 2013;55(2):245–251. doi:10.1016/j.bone.2013.02.019.

14.      Liu-Bryan R. Synovial inflammation in osteoarthritis: current understanding and future therapeutic targets. Nat Rev Rheumatol. 2022;18(3):193–206. doi:10.1038/s41584-021-00724-1.

15.      Shi S, Lin H, Zhou J, Zhang W, Yu X. Rifabutin suppresses ROS generation in macrophages: implications for inflammation control. Antimicrob Agents Chemother. 2020;64(9):e00437-20. doi:10.1128/AAC.00437-20.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ